31 Ocak 2026 Cumartesi

namaz ve abdest

sarhoşken ne söylediğinizi bilinceye kadar SALAT etmeyin. (nisa 4:43)

sen müminler arasında bulunup onlara SALAT ettiğinde onlardan bir grup seninle birlikte SALAT etsin ve silahlarını yanlarına alsınlar onlar secde ettiklerinde geri çekilsinler diğer grup henüz SALAT etmeyenler gelsin ve seninle birlikte SALAT etsinler ancak tedbirli olup silahlarını yanlarına alsınlar çünkü kâfirler sizin silahlarınızdan ve eşyanızdan habersiz olmanızı isterler. (nisa 4:102)


gerçekten biz israiloğullarından söz almıştık. onlardan on iki temsilci seçmiştik. ben sizinle beraberim. eğer SALAT eder, zekat verir, elçilerime iman ederseniz, onları desteklerseniz, bana güzel bir borç verirseniz sizi altından ırmaklar akan bahçelere sokacağım. kim de kafir olursa yoldan çıkmıştır demiştik. (maide 5:12)

YASA'NIN TEKRARI.
6.
Tanrınız Yahve'nin mülk edinmek için geçmekte olduğunuz ülkede yapmanız için size öğretmeyi buyurduğu buyruklar, kurallar ve ilkeler şunlardır; 
ta ki, yaşamınızın bütün günlerinde sen, oğlun ve oğlunun oğlu sana buyurduğum bütün kuralları ve buyrukları tutarak, Tanrın Yahve'den korkasın ve günlerin uzun olsun. 
Bu nedenle, dinle ey İsrael, ve bunu yapmaya dikkat et ki, sana iyilik olsun ve atalarının Tanrısı Yahve'nin sana söz verdiği gibi süt ve bal akan diyarda fazlasıyla çoğalasınız. 
Dinle ey İsrael: Yahve bizim Tanrımız'dır. Yahve birdir. 
Tanrın Yahve'yi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün gücünle seveceksin. 
Bugün size buyurmakta olduğum bu sözler senin yüreğinde olacaktır; 
ve bunları çocuklarına özenle öğreteceksin ve evinde oturduğunda, yolda yürürken, yattığında ve kalktığında onlardan söz edeceksin. 
Onları elinin üzerine bir işaret olarak bağlayacaksın ve gözlerinin arasında alın bağı olacaklar. 
Bunları evinin kapı sövelerine ve kapılarının üzerine yazacaksın. 
Öyle olacak ki, Tanrın Yahve, senin bina etmediğin büyük ve iyi kentleri, senin doldurmadığın bütün iyi şeylerle dolu evleri, 
senin kazmadığın kazılmış sarnıçları ve senin dikmediğin bağları ve zeytin ağaçlarını sana vermek üzere, atalarına, Avraham'a, İshak'a ve Yakov'a ant içtiği diyara seni getirecek ve yiyip doyacaksın, 
o zaman seni Mısır diyarından, esaret evinden çıkaran Yahve'yi unutmaktan sakın. 
Tanrın Yahve'den korkacaksın; ve O'na hizmet edeceksin ve O'nun adıyla ant içeceksin. 
Çevrenizdeki halkların ilâhları olan başka ilâhların ardınca gitmeyeceksiniz. 
Çünkü Tanrın Yahve aranızda kıskanç bir Tanrı'dır, öyle ki, Tanrınız Yahve'nin öfkesi sana karşı alevlenmesin ve seni yeryüzünden yok etmesin. 
Tanrınız Yahve'yi Massa'da denediğiniz gibi denemeyeceksiniz. 
Tanrınız Yahve'nin buyruklarını, tanıklıklarını, size buyurduğu kuralları özenle tutacaksınız. 
Yahve'nin gözünde doğru ve iyi olanı yapacaksın; öyle ki, sana iyilik olsun, 
ve içeri girip, Yahve'nin söylediği gibi bütün düşmanlarını önünden kovmak için atalarına ant içtiği güzel ülkeyi mülk olarak alasın. 
Oğlun ileride sana, “Tanrımız Yahve'nin size buyurduğu tanıklıklar, kurallar ve ilkeler ne anlama geliyor?” diye sorunca, 
o zaman oğluna, “Mısır'da Firavun'un köleleriydik” diyeceksin. “Yahve güçlü eliyle bizi Mısır'dan çıkardı; 
ve Yahve Mısır'da, gözlerimizin önünde, Firavun'un üzerinde ve onun bütün evi üzerinde büyük ve dehşet verici belirtiler ve harikalar gösterdi; 
ve atalarımıza ant içerek söz verdiği ülkeyi bize vermek üzere bizi içeri getirmek için oradan çıkardı. 
Yahve bize bütün bu kuralları tutmamızı, her zaman iyiliğimiz için Tanrımız Yahve'den korkmamızı ve bugün olduğu gibi biz sağ kalalım diye buyurdu. 
Tanrımız Yahve'nin önünde tüm bu buyrukları O'nun bize buyurduğu gibi dikkatle yaparsak, bizim için doğru olacaktır.'' 

müşriklerin SALATI evin yanında ıslık çalıp alkışlamaktan ibarettir. tadın bakalım azabı yaptığınız kafirliğe karşılık. (enfal 8:35)

onlardan ölen hiçbirine asla SALAT etme ve kabrinin başında durma. çünkü onlar allah ve resulune küfrettiler ve zındık olarak öldüler. (tevbe 9:84)


(ayette tasvir edilen SALAT tam olarak celal şengör’ün saygı duruşudur. salat tazimdir. aklınızda canlanması için bu fotoğrafları seçtim. zübeyde hanım iyi bir insandır, zındık değildir.) 

onlara SALAT et çünkü senin SALATIN onları rahatlatır. allah her şeyi duyar ve bilir. (tevbe 9:103)

musa’ya ve kardeşine vahyettik ki kavminizi mısır’da evlere yerleştirin; evlerinizi kıble kılın, SALATI ikame edin ve müminleri müjdele. (kuran 10:87)

ÇIKIŞ.
11.
Yahve Moşe'ye şöyle dedi: “Firavun'un ve Mısır'ın başına bir bela daha getireceğim, ondan sonra gitmenize izin verecek.
Tahtında oturan Firavun'un ilk doğanından, değirmen ardındaki cariyenin ilk doğanına kadar, Mısır ülkesindeki bütün ilk doğanlar, hayvanların ilk doğanları ölecek. 

ÇIKIŞ.
12.
Yahve Mısır'da Moşe ve Aron'la konuşup şöyle dedi, 
“Bu ay sizin için ayların başlangıcı olacak. Bu sizin için yılın ilk ayı olacak. 
Bütün İsrael topluluğuna konuşup söyleyin, 'Bu ayın onuncu günü, her biri kendilerine bir kuzu, atalarının evlerine göre, ev halkına bir kuzu alacak. 
İsrael halkının bütün topluluğu akşam onu öldürecekler. 
Kanın bir kısmını alıp onu içlerinde yiyecekleri evlerin iki kapı sövesine ve üst eşiği üzerine sürecekler. 
O gece ateşte kızartılmış eti mayasız ekmekle yiyecekler. 
Onu acele ederek yiyeceksiniz, bu, Yahve'nin Pesah'ıdır. 
Çünkü o gece Mısır diyarından geçeceğim ve Mısır diyarında insan olsun hayvan olsun bütün ilk doğanları vuracağım. Mısır'ın bütün ilâhlarını yargılayacağım. Ben Yahve'yim. 
Bulunduğunuz evlerin kanı sizin için bir işaret olacak. Kanı görünce üzerinizden geçeceğim ve Mısır diyarını vurduğumda üzerinizde sizi yok edecek bela olmayacak. 


(evlerini KIBLE yani kurban sunulan tapınak yapıp onun başında KURBAN DUASI yani SALAT eden israiloğulları…)

dediler ki ey şuayb senin SALATIN mı bunları emrediyor? babalarımızın taptığı şeyleri terketmemizi istiyorsun ve malımızı istediğimiz gibi harcamamıza engel oluyorsun? halbuki sen uysal ve olgun bir insandın. (hud 11:87)

(namaz bir şeyi emredemez. burada salattan kasıt allah sevgisidir. zaten salat = allah’ı sevmektir. allah’ı seven adam sevgisini göstermek için kurban da keser, secdeye de kapanır, allah’ı da unutmaz, hep onu düşünür…)

biz onu kuran olarak indirdik ki insanlara parça parça okuyabilesin. de ki ister inanın ister inanmayın daha önce kendilerine ilim verilenler kuran okunduğunda yüzüstü secde ederler. allah’ı tesbih ederler. allah’ın vaadi haktır derler. ağlayarak yüzüstü secdeye kapanırlar. onların huşuları artar. de ki ister allah diye ister rahman diye yalvarın farketmez. bütün güzel isimler onundur. SALAT ederken sesini ne çok yükselt ne de çok kıs. orta yolu tut. de ki o allah’a övgüler olsun o ne bir evlat edinmiştir ne de krallığına birini ortak etmiştir ne de bir veliye ihtiyaç duymuştur. allah’ı büyük bir övgüyle yüceltin. (isra 17:106-111)

(bağlamıyla okursanız salat’ın ne olduğu açıkça anlatılmış, geniş örnekler verilmiş. salat = allah sevgisinin bütün tezahürleri…)

isa dedi ki allah bana salatı ve zekatı emretti. (meryem 19:31)

isa dedi ki allah benim de rabbim sizin de rabbinizdir. ona ibadet edin. doğru yol budur. (meryem 19:36)

Markos 
12
Bu sorgulamayı dinleyen ve İsa’nın onlara sağlam cevaplar verdiğini bilen bir yazıcı gelip O’na, “En büyük emir hangisidir?” diye sordu. 
İsa: “En büyük emir ‘Dinle, ey İsrael, Tanrımız Efendi, tek Efendi’dir: 
Tanrın Efendi’ni bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün aklınla ve bütün gücünle seveceksin .’ İlk emir budur. 
İkincisi de bunun gibi: ‘Komşunu kendin gibi seveceksin.’ Bunlardan daha büyük bir emir yoktur.” 
Yazıcı O’na, “İyi söyledin öğretmenim” dedi. “‘Tanrı tektir ve O’ndan başkası yoktur’ demekle doğruyu söyledin. 
İnsanın Tanrı’yı bütün yüreğiyle, bütün anlayışıyla, bütün canı ve bütün gücüyle sevmesi, komşusunu da kendisi gibi sevmesi, bütün yakmalık sunulardan ve kurbanlardan daha önemlidir.” 


beni hatırlamak için SALAT et. (taha 20:14)

ibrahim’i ateşe attılar biz dedik ki ey ateş ibrahim’e karşı serin ve selamet ol. böylece onların kurdukları tuzağı başlarına geçirdik. ibrahim’i ve lut’u kurtarıp bereketli memlekete götürdük. ona ishak ve yakub’u hediye ettik. onları salih yaptık. onları lider kişiler yaptık. onlara SALATI ve zekatı vahyettik. onlar hep bize ibadet ettiler. (enbiya 21:69-73)

onlar rabbimiz allah’tır dedikleri için yurtlarından kovuldular. eğer allah, insanların bir kısmıyla diğer kısmını defetmeseydi içlerinde allah’ın SALAT EDİLDİĞİ manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler muhakkak yerle bir edilirdi. allah kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder. allah güçlüdür, yücedir. (hac 22:40)


kuşların allah’ı tesbih ettiğini görmüyor musun? her biri SALATINI ve tesbihini bilmektedir. allah onların yapmakta olduğu şeyleri bilendir. (nur 24:41)


o sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size SALAT eder melekleri de SALAT eder. allah müminlere karşı merhametlidir. (ahzab 33:43)

(allah nasıl salat ediyor bize? salat = sevmek, ilgi göstermek, yüz çevirmemek)

allah ve melekleri peygamber’e SALAT ediyorlar. ey iman edenler siz de ona SALAT edin, selam edin. (ahzab 33:56)

(yani peygamberi hem allah hem melekler seviyor o halde siz de sevin ey müminler, ona ilgi gösterin, zaten muhammed’i seven onun yolunda olur.)

o ne tasdik etti ne de SALAT etti. (kıyame 75:31)
fakat tekzip etti ve YÜZ ÇEVİRDİ. (kıyame 75:32)

allah bize salatın ne olduğunu zıt anlamlarıyla birlikte vererek çok net açıklıyor. tasdiğin zıttı tekzip. salatın zıttı yüz çevirmek…

EHLİ SÜNNETTE NAMAZ

öncelikle hadisleri kabul edince namaz kılmak imkansız hale gelir çünkü daha besmelede ihtilaf başlar. birbirlerinin arkasında namaz kılmaları batıldır. şafilere göre hanefilerin namazları geçersizdir ve cehenneme gireceklerdir. hanefilere göre de şafilerin namazları batıldır. abdest konusunda da ihtilaflar çoktur ve aynı şeyler geçerlidir. abdest ve namaz hakkında çok radikal görüşler vardır. 

mesela kimi mezhepte her namazdan önce abdest almak FARZDIR. 

kimi mezhepte sadece sabah kalkarken tek bir abdest almak FARZDIR geri kalan namazlar abdestsiz kılınabilir.

mâlik, şâfiî, abd b. humeyd, ibn cerîr, ibnu’l-münzir ve nehhâs’ın bildirdiğine göre zeyd b. eslem’den: “...namaz kılmaya kalktığınız zaman...” buyruğunu açıklarken: “yatağınızdan yani uykudan kalktığınız zaman anlamındadır” demiştir. (suyuti maide 6 tefsiri)

sahabe abdullah bin amr bin as, deniz suyuyla abdest olmaz demiştir. (fahrettin razi maide 6 tefsiri)

ahmet bin hanbel abdeste sağ elden başlamak farzdır demiştir. (fahrettin razi maide 6 tefsiri)

sahabe ibni abbas abdest alırken gözlerin içinin yıkanmasının farz olduğunu söylemiştir. (fahrettin razi maide 6 tefsiri)

karla abdest alınır mı alınmaz mı ihtilaf edilmiştir. imam malik’e göre almak caizdir, diğerlerine göre caiz değildir. (fahrettin razi maide 6 tefsiri)

imam şafi ne ashabın ne de selef alimlerinin söylediği bir şeyi söylemiş ve üçüncü bir görüş ortaya atmıştır. ona göre temas etmek, kadına dokunmaktır. bu görüş bidattır ve imam şafi bütün sahabelere ve selef alimlerine muhalefet ederek hata etmiştir. (fahrettin razi maide 6 tefsiri)

cuma namazı ne zaman kılınır ihtilaf edilmiştir. ibni mesud: cuma öğleden önce kılınır. imam malik: ikindi vakti kılınır. ebu hanife: cuma öğle vakti kılınır. (mebsut 2/35)

cuma namazının en az kaç kişiyle kılınacağında da ihtilaf edilmiştir.

imam şafii besmele açıktan okunur diyerek ebu hureyre'nin hadisini delil getirmiştir. muaviye, medine'de namaz kıldırıp besmeleyi gizli çekince halk ona tepki gösterdi. namazdan hırsızlık mı yapıyorsun dediler. hanefiler besmele açıktan okunmaz diyerek abdullah bin el-muğaffel'in hadisini delil getirmiştir. oğlunun namazda besmeleyi açıktan okuduğunu görünce ona kızıp “oğlum sakın islamda olmayan bir şey islama sokma; ben rasulullah'ın, ebubekir'in ve ömer'in arkasında namaz kıldım. onlar besmeleyi açıktan çekmezlerdi.” demiştir. (mebsut c1 / sf29)

20 sene namaz kılan peygamberin daha besmeleyi nasıl çektiği bilinmiyor. dikkat edin iki mezhebin delil getirdiği hadiste peygamber bazen açıktan bazen gizliden okudu gibi bir durum yok. hanefi diyor ki 20 sene gizliden okudu, şafii diyor ki 20 sene açıktan okudu. aklı başında olan kimse için tek misal yeter.

şafilere göre fatihasız namaz kabul olmaz çünkü sahih hadis var. hanefilere göre fatihasız namaz kabul olur. 

şafilere göre namazda salavat çekmek farzdır çünkü sahih hadis var. hanefilere göre namazda salavat farz değildir. 

abdest alırken önce kolunu sonra yüzünü yıkayan kişinin namazı batıl mıdır? şafilere göre allah bu namazı kabul etmez çünkü sahih hadis var. hanefilere göre namazı geçerlidir çünkü sahih hadis var. (mebsut 1/108)

hanbelilere göre tek başına namaz kılmak haramdır.

hasan basri'ye göre namazda kıraat sadece ilk rekatta farzdır. hanefilere göre ilk 2 rekatta farzdır. malikilere göre ilk 3 rekatta farzdır. şafilere göre her rekatta farzdır. hasan bin salih’e göre kıraat farz değildir. süfyan’a göre son 2 rekatta kıraat mekruhtur. bunları fahrettin razi’nin tefsirinde fatiha suresinin 4.babında ve mebsut’un ilk cildinde okuyabilirsiniz. dikkat edin, farz demek allah’ın emri demektir. allah hangisini emretti?

rasulullah güven ortamının zirvesindeyken minada bize namazları ikişer rekat olarak kıldırdı. (buhari 1083)

namazların rekat sayısında bile ihtilaf vardır. hadise göre rasulullah hiçbir sebep yokken bir gün boyunca namazları ikişer rekat kıldırmış. 

وروى يونس بن بكير عن سالم مولى أبي المهاجر قال : سمعت ميمون بن مهران يقول : كان أول الصلاة مثنى ، ثم صلى رسول الله صلى الله عليه وسلم أربعا فصارت سنه ، وأقرت الصلاة للمسافر وهي تمام
namaz önceden ikişer rekat olarak kılınırdı, rasulullah daha sonra dört kılmaya başladı bu haliyle sünnet oldu. (ibni ishak, siret 2.cilt sf117) ilk hadisi destekleyen ikinci rivayet. hadisin ravileri sikadır. 

hz muhammed ortada hiçbir anormal durum yokken namazları üç vakit kıldı. öğle ve ikindiyi bir kıldı. akşam ve yatsıyı bir kıldı. neden böyle yaptın ya rasulallah diye sorduğumda ümmetime hiçbir zorluk olmasın diye böyle yaptım dedi. (müslim 705)

haricîler farz namazın iki vakit olduğunu söylemişlerdir. ‎ben kadı ebu bekr el-bakillanî’nin bir kitabında, haricîlerin, şu iki bakımdan bu ayeti sadece sabah ve akşam namazlarının farz olduğuna delil getirdiğini gördüm. (fahrettin razi hud 11:114 tefsiri) 

sabah akşam rabbini tesbih et. (mümin 40:55)

daniel günde 3 defa yeruşalim’e doğru diz çöküp tanrı'ya dua ederdi. (daniel 6:10)

bir kuzuyu sabahleyin bir kuzuyu da akşam üstü kurban olarak sunacaksın. (şemot 29:39)

sunulan kurban sabaha kadar yanmaya devam edecek. (vayikra 6:9)

sabah namazından önce ve gece namazından sonra odanıza girmek isteyen çocuklarınız izin alıp öyle girsinler. (nur 24:58)

namazları özellikle orta namazı koruyun, kıyam edin. (bakara 2:238)

güneşin gün ortasında sarkmasından geceye kadar namazını kıl. (isra 17:78)

gündüzün iki tarafında namaz kıl ve gecenin de gündüze yakın zamanlarında namaz kıl. (hud 11:114)

nisa 4:102’de görüldüğü üzere hz muhammed ve sahabeler secdeye vardığı an allah bunu tam bir namaz olarak kabul etmiştir. namazın kısaltılmasını ise süresinin kısaltılması olarak anlıyorum zira kutsal kitaplarda rekat diye bir şey yoktur. namaz son derece esnek ama farz bir ibadettir. allah’ı hatırlamak için kılınır ve allah’ım seni seviyorum demenin lisan-ı halidir. 

abdestin amacının ise temizlik olduğunu düşünüyorum. çünkü ayette diyor ki allah sizin temiz olmanızı istiyor. maide 6’da abdesti bozan durumlar yani kirlilikler sayılıyor. ilginçtir gaita yani bok, dışkılama kelimesi kullanılıyor. biriniz dışkı yaptıktan sonra temizlesin diyor. abdest ayeti temizlikten bahsediyor. 

habil ademoğlu 31/01/2026

30 Ocak 2026 Cuma

ey malik, isa'nın şefaati, asli günah

SEBEP-SONUÇ DÜNYASINDA MI YAŞIYORUZ YOKSA HAYAL DÜNYASINDA MI YAŞIYORUZ? 

babanın kredi borcunu sen ödüyorsun.
babandan miras kalsa sen keyif sürüyorsun.
baban bir şeye sebep olduysa onun sonucuna sen katlanıyorsun. allah bu dünyayı böyle yarattı.

dünya bir sebepler dünyasıdır ve allah, sonuçları belirli sebeplere bağlamıştır. nasıl ki adem’in yasak meyveyi yemesi (sebep), tüm insanlığın cennetten uzaklaşmasına (sonuç) yol açtıysa; isa’nın kendisini kurban etmesi de allah ile insan arasındaki barışın sebebi olmuştur.

allah lut’u şehirden çıkarıyor çünkü sodom’da kalsaydı peygamber olmasına rağmen ölürdü. 

allah, dileseydi nuh’u gemisiz de kurtarabilirdi. ancak kurtuluşu gemiye binme sebebine bağladı. lut kavminde kurtuluş, şehirden çıkma sebebine bağlandı. aynı şekilde allah, hacda ihram yasağını delenlerin kefaret olarak kurban kesmesini ister. bu, bir günahın bedelinin bir kan akıtma ile dengelenmesidir.

ey iman edenler! ihramda iken av hayvanlarını öldürmeyin. sizden kim böyle bir hayvanı kasten öldürürse öldürdüğüne denk bir evcil hayvanı ceza olarak öder. bunu –kabe’ye ulaştırılacak bir kurbanlık olmak üzere– aranızdan adalet sahibi iki kişi takdir eder. yahut o kişi, yoksulları doyurarak veya ona denk olacak kadar oruç tutarak bir kefâret öder ki böylece yaptığı fiilin vebalini tatmış olsun. allah geçmişi affetmiştir. fakat kim bunu yeniden işlerse allah onun cezasını verir. allah suçlunun hakkından gelen mutlak güç sahibidir. (maide 5:95)

gördüğünüz gibi allah’ın affı masum bir kurbanın kanının akmasına bağlı. allah’ın gazabı yasak bir meyvenin yenmesine bağlı. 

islam dünyasında birçok kişi, "hiçbir günahkar başkasının günahını yüklenmez" (enam 6:164) ayetini öne sürerek isa’nın çarmıha gerilmesini ve kefaret öğretisini reddeder. bu insanlar asli günah ve kefaretin mantığını anlamamış, ​kefaretin ve şefaatin sembolü olan isa mesih’i tanımamışlardır. üstelik kuran’ı da çelişkili göstererek farkında olmadan büyük bir cinayete imza atmışlardır. 

BAŞKASININ GÜNAHI YÜKLENİR Mİ YÜKLENMEZ
Mİ?

nahl 16:25 yüklenir
maide 5:29 yüklenir
isra 17:15 yüklenmez
necm 53:38 yüklenmez
enam 6:164 yüklenmez
fatır 35:18 yüklenmez
zümer 39:7 yüklenmez

haksız yere öldürülen hiçbir kimse yoktur ki, onun kanından (günahından) adem'in ilk oğluna bir pay ayrılmasın. çünkü o, öldürme yolunu ilk başlatandır. (buhari 6867)

hiçbir günahkar başkasının günahını yüklenmez. 
-enam 6:164
-isra 17:15
-fatır 35:18
-zümer 39:7
-necm 53:38

bakın arkadaşlar. sunnilerin delil getirdiği ayetler ilk başta kendi hadislerini ve mübarek kuran ayetlerini çelişkili gösterir. kuran’da çelişki olamayacağına göre çelişki bu insanların beyinlerinde olsa gerek… 

hiçbir günahkar kimse kendisiyle alakasız başka bir günahkarın cezasını çekmez elbette. örneğin netenyahu cehennemde yanarken katliam suçundan azap görecek ama hayvanlarla ilişkiye girme suçundan azap görmeyecek çünkü netenyahu bildiğimiz kadarıyla öyle bir günah işlemedi. diyelim ki uzak diyarlarda netenyahu’dan bağımsız bir günahkar, köpekle ilişkiye girdi diye netenyahu bundan sorumlu tutulabilir mi? elbette hayır. ayetin bahsettiği şey budur. her koyun kendi bacağından asılır. bir günaha zincirleme sebep olan kişi ise elbette ondan sorumludur. 

İSA MESİH’İN ŞEFAATİ VE KEFARETİ

meryem oğlu isa, bir misal olarak anlatılınca senin kavmin hemen bağrışmaya başladılar. (zuhruf 43:57)

bizim tanrılarımız mı hayırlı, yoksa o mu? dediler. bunu sana ancak tartışmak için söylediler. doğrusu onlar kavgacı bir toplumdur. (zuhruf 43:58)

isa, açık delillerle geldiği zaman demişti ki: ben size hikmet getirdim ve ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için geldim. öyleyse allah’tan korkun ve bana itaat edin. (zuhruf 43:63)

ey mâlik! rabbine söyle işimizi bitirsin diye seslenirler. mâlik: burada kalıcısınız der. (zuhruf 43:77)

andolsun biz size hakkı getirdik, fakat çoğunuz haktan hoşlanmıyorsunuz. (zuhruf 43:78)

onu bırakıp taptıkları şeyler şefaat’a malik olamazlar. ancak hakka şâhitlik eden müstesna. onlar biliyorlar. (zuhruf 43:86)

müşrikler neyi tartışıyor? isa neye misal olarak anlatıldı? malik kimdir? zuhruf suresindeki ilgili ayetler neden isa bağlamındadır? 

arkadaşlar zümer 39:3 müşrikler putlara tapıyorlar çünkü onların kendilerini allah’a yaklaştırdığını zannediyorlar. putlar kendilerine allah katında şefaat etsinler diye puta tapıyorlar.

malik de isa mesih’tir çünkü gökte ve yerde bütün yetkiler allah tarafından ona verilmiştir. (matta 28) malik, bir şeye sahip olan demektir. zuhruf 86.ayette putlar şefaata malik değildir yazmaktadır. demek ki bu malik, şefaate sahiptir. 

allah meryemoğlu mesih’in şefaatini misal getirince müşrikler kuduruyor. olay bundan ibaret. kuran’da birçok ayet isa mesih’in şefaatinden üstü kapalı bahseder.

onun huzurunda şefaat fâide vermez, kendisine izin vermiş olduğu kişi müstesna. (sebe 34:23)

de ki: şefaat tümüyle allah’a aittir. göklerin ve yerin hükümranlığı onundur. sonra yalnız ona döndürüleceksiniz. (zümer 39:44)

el shaliach ilkesi gereğince burada allah’tan kasıt allah’ın elçisidir yani isa mesihtir. şefaat tümüyle isa mesih’e aittir. tevrat’ta tanrının elçilerine tanrı dendiğini ve kuran’ın bu dili tasdik edip devam ettirdiğini açıklamıştık. 

kadının soyu iblis yılanın başını ezecek, iblis yılan da onun topuğuna saldıracak. (bereşit 3)

dikkat edin, havva ile adem ilk günahı işlediklerinde kefaretleri belirleniyor. kadının soyu yılanın başını ezecek diyor, niye ademle havvanın ikinizin soyu demiyor da sadece kadının soyu diyor? çünkü kadından kasıt meryem anadır. isa erkeğin soyu değil kadının soyudur. subhanallah… 

isa’nın ödediği kefaret de iblis yılanın onun topuğuna saldırması yani ona eziyet etmesidir. böylece dünyaya gelme sebebimiz olan yasak meyve, isa’nın ödediği bedelle tersine dönüyor. 

adem, allah’a isyanla bizi dünyaya getirdi. isa, allah’a itaatle bizi cennete götürecek. yasak ağaç, bizim acı çekmemize yol açtı, çarmıh ise onu telafi etti.

habil ademoğlu 30/01/2026

talut calut davut samuel ve bakara suresi

israiloğullarının ileri gelenlerini görmedin mi, musa’dan sonra peygamberlerine dediler ki: bize bir hükümdar gönder de allah yolunda cenk edelim. o da dedi ki: ya üzerinize cenk yazılır da savaşmaktan geri durursanız? dediler: yurtlarımızdan çıkarılmış, evlatlarımızdan ayrılmışken niçin allah yolunda cenk etmeyelim? ne var ki üzerlerine cenk yazılınca, içlerinden pek azı müstesna, yüz çevirdiler. allah zalimleri bilendir. (bakara 2:246)

peygamberleri onlara dedi ki: allah size hükümdar olarak talut’u gönderdi. dediler: biz hükümdarlığa ondan daha layıkken, ona malca da bir genişlik verilmemişken, nasıl bize hükümdar olur? dedi ki: allah onu sizin üzerinize seçti; ona ilimde ve bedende bir genişlik verdi. allah mülkünü dilediğine verir; allah vasidir, alimdir. (bakara 2:247)

peygamberleri onlara dedi ki: onun hükümdarlığının alameti, sandığın size gelmesidir; onda rabbinizden bir sekinet ve musa ile harun hanesinin bıraktıklarından bir kalıntı vardır; onu melekler taşır. eğer iman edenler iseniz bunda sizin için bir delil vardır. (bakara 2:248)

talut askerlerle yola çıkınca dedi ki: allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir; kim ondan içerse benden değildir; kim de tadına bakmazsa, bir avuçla alan müstesna, o bendendir. içlerinden pek azı hariç, ondan içtiler. o ve onunla iman edenler ırmağı geçince dediler ki: bugün bizim calut’a ve askerlerine karşı duracak gücümüz yok. allah’a kavuşmayı umanlar ise dediler ki: nice az topluluklar vardır ki, allah’ın izniyle nice çok topluluklara galebe çalmıştır. allah sabredenlerle beraberdir. (bakara 2:249)

calut ve askerleriyle karşı karşıya geldiklerinde dediler ki: rabbimiz, üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam kıl ve kâfir topluluğa karşı bize nusret ver. (bakara 2:250)

allah’ın izniyle onları bozguna uğrattılar; davut calut’u öldürdü; allah ona mülk ve hikmet verdi ve dilediğinden ona öğretti. eğer allah insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmeseydi, yeryüzü fesada giderdi; lakin allah âlemlere lütuf sahibidir. (bakara 2:251)

işte bunlar allah’ın ayetleridir; onları sana hak ile okuyoruz. şüphesiz sen gönderilmiş peygamberlerdensin. (bakara 2:252)

HÂKİMLER 7.BAP
Bunun üzerine Yerubbaal, yani Gidyon ve onunla birlikte olanların tümü erkenden kalkıp Harod Pınarı yanında ordugâh kurdular. Midyan ordugâhı kuzey tarafında, vadideki Moreh Tepesi'nin yanındaydı. 
Yahve Gidyon'a şöyle dedi: “İsrael, 'Beni kendi elim kurtardı' diyerek övünmesin diye, seninle birlikte olanların sayısı Midyanlılar'ı onların eline veremeyeceğim kadar çok. 
Şimdi bunu halkın kulağına duyurup de, 'Korkan ve titreyen kimse geri dönsün ve Gilad Dağı'ndan ayrılsın.'” Böylece halktan yirmi iki bin kişi geri döndü ve on bin kişi kaldı. 
Yahve Gidyon'a şöyle dedi: “Hâlâ çok fazla insan var. Onları suya indir, ben de onları senin için orada sınayacağım. Öyle olacak ki sana, 'Bu seninle gidecek' dediğim kişi seninle birlikte gidecek; ve sana, 'Bu seninle gitmeyecek' dediğim kişi gitmeyecek.” 
Bunun üzerine halkı suya indirdi; ve Yahve Gidyon'a şöyle dedi: “Köpek gibi suyu diliyle içen her kişiyi ayrı; içmek için dizleri üzerine çöken her kişiyi de ayrı koyacaksın.” 
Ellerini ağızlarına götürüp dilleriyle içenlerin sayısı üç yüz kişiydi; ama halkın geri kalanlarının hepsi su içmek için dizleri üzerine çöktüler. 
Yahve Gidyon'a şöyle dedi: “Seni dille içen üç yüz adamla kurtaracağım ve Midyanlılar'ı eline teslim edeceğim. Diğer herkes kendi yerine gitsin.” 
Halk ellerine yiyecek ve borularını aldı; ve geri kalan İsrael adamlarının hepsini kendi çadırlarına gönderdi, ama üç yüz kişiyi alıkoydu; Midyan'ın ordugâhı onun altında, vadideydi. 
Aynı gece Yahve ona şöyle dedi: “Kalk, ordugâha in; çünkü orayı sana teslim ettim. 
Ama aşağı inmeye korkuyorsan, uşağın Purah'la birlikte ordugâha gidin. 
Ne dediklerini duyacaksın; ve sonra ordugâha inmek için ellerin kuvvetlendirilecek.” Sonra uşağı Purah'la birlikte ordugâhtaki silahlı adamların en dış kısmına indiler. 
Midyanlılar, Amalekliler ve doğunun bütün çocukları, kalabalık çekirgeler gibi vadide yatıyorlardı; ve develeri, deniz kıyısındaki kumların çokluğu gibi sayısızdı. 
Gidyon geldiğinde, işte, arkadaşına rüyasını anlatan bir adam vardı. Şöyle dedi: “İşte, bir rüya gördüm; ve işte, arpa ekmeğinden bir somun Midyan ordugâhına yuvarlandı, çadıra geldi ve ona çarpıp düşürdü ve onu baş aşağı döndürdü, öyle ki çadır dümdüz oldu.” 
Arkadaşı şöyle yanıt verdi: “Bu, İsraelli Yoaş oğlu Gidyon'un kılıcından başka bir şey değil. Tanrı Midyan'ı bütün orduyla birlikte onun eline teslim etti.” 
Gidyon düşün anlatıldığını ve yorumlandığını duyunca tapındı. Sonra İsrael ordugâhına dönüp şöyle dedi: “Kalkın, çünkü Yahve Midyan ordusunu elinize teslim etti!” 
Üç yüz adamı üç bölüğe ayırdı ve hepsinin eline boruları, içi meşalelerle birlikte boş testileri verdi. 
Onlara, “Beni izleyin, siz de aynısını yapın” dedi. “İşte, ordugâhın en dış kısmına geldiğimde, öyle olacak ki, benim yaptığımı siz de yapacaksınız. 
Boru çaldığım zaman, ben ve yanımdaki herkes, ordugâhın her yanında boruları çalın ve 'Yahve için, Gidyon için' diye bağırın.” 
Böylece Gidyon ve onunla birlikte olan yüz adam orta nöbetin başlangıcında, nöbetçileri henüz yeni koyduklarında ordugâhın en dış kısmına geldiler. Daha sonra boru çaldılar ve ellerindeki testileri kırdılar. 
Üç bölük boru çaldılar, testileri kırdılar, meşaleleri sol ellerinde, boruları çalmak için sağ ellerinde tuttular; ve “Yahve'nin ve Gidyon'un kılıcı!” diye bağırdılar. 
Herkes ordugâhın çevresinde kendi yerlerinde durdu ve bütün ordu koştu; bağırdılar ve onları kaçırdılar. 
Üç yüz boru çaldılar ve Yahve her birinin kılıcını arkadaşına karşı ve bütün orduya karşı koydu; ve ordu Beyt Şitta'ya, Sereray'a doğru, Tabbat yanındaki Avel Mehola sınırına kadar kaçtı. 
İsrael adamları Naftali'den, Aşer'den ve bütün Manaşşe'den toplanıp Midyan'ı kovaladılar. 
Gidyon Efraim'in bütün dağlık bölgesine ulaklar göndererek şöyle dedi: “Midyan'a karşı inin ve önlerinde Beytbara'ya kadar suları, Yarden'i alın!” Böylece bütün Efrayim adamları bir araya toplanıp Beytbara'ya kadar suları, Yarden'i de aldılar. 
Midyan'ın iki beyi Orev ile Zeev'i tuttular. Orev'i Orev'in Kayası'nda öldürdüler ve Zeev'i de Midyan'ı kovalarken Zeev'in üzüm sıkma çukurunda öldürdüler. Daha sonra Orev ile Zeev'in başlarını Yarden'in ötesinden Gidyon'a getirdiler. 


I. SAMUEL 9.BAP 
Benyaminli Kiş adında bir adam vardı. Aviel oğlu, Seror oğlu, Bekorat oğlu, Afiah oğlu, Benyaminli bir adamın oğlu, cesur bir yiğitti. 
Saul adında genç ve yakışıklı bir oğlu vardı. İsraelliler arasında ondan daha yakışıklısı yoktu. Omuzlarından yukarısı halkın hepsinden daha uzundu. 
Saul'un babası Kiş'in eşekleri kayboldu. Kiş, oğlu Saul'a, “Şimdi hizmetkârlardan birini yanına al, kalk, eşekleri ara” dedi. 
O, Efraim dağlık bölgesinden geçti, Şalişa diyarından geçti, ama onları bulamadılar. Sonra Şaalim diyarından geçtiler, orada da değildiler. Sonra Benyaminliler'in diyarından geçtiler, ama onları bulamadılar. 
Suf diyarına vardıklarında, Saul yanındaki hizmetkârına, “Gel! Geri dönelim, yoksa babam eşekleri bırakıp bizim için kaygılanır.” dedi. 
Hizmetkâr ona, “İşte, bu kentte bir Tanrı adamı var, o saygın bir adamdır. Söylediği her şey mutlaka gerçekleşir. Hadi, oraya gidelim. Belki bize hangi yoldan gideceğimizi söyler.” dedi. 
Saul hizmetkârına, “Ama işte, gidersek adama ne götürelim? Çünkü ekmek torbalarımız da tükendi ve Tanrı adamına götürecek armağan yok. Neyimiz var?” dedi. 
Hizmetkâr Saul’a yine, “İşte, elimde dörtte bir şekel gümüş var. Bunu Tanrı adamına vereceğim ve bize yolumuzu söyler.” dedi. 
(İsrael'de eskiden bir adam Tanrı'ya danışmaya gittiğinde, “Gel! Görene gidelim.” derdi; çünkü şimdi Peygamber denen insana önceden Gören denirdi.) 
Sonra Saul hizmetkârına, “İyi söyledin. Gel! Gidelim” dedi. Böylece Tanrı adamının bulunduğu kente gittiler. 
Kente yokuştan çıkarken, su çekmeye çıkan genç kızlar buldular ve onlara, “Gören burada mı?” diye sordular. 
Onlara, “O burada” dediler. “İşte, önünüzde. Çabuk olun, çünkü bugün kente geldi; çünkü halkın bugün yüksek yerde kurbanı vardır. 
Kente girer girmez, yemek için yüksek yere çıkmadan önce onu hemen bulacaksınız; çünkü halk o gelmeden yemek yemeyecek, çünkü o kurbanı kutsar. Daha sonra davet edilenler yer. Şimdi çıkın; çünkü onu bu zamanda bulacaksınız.” 
Kente çıktılar. Kentin içine girdiklerinde, işte Samuel yüksek yere çıkmak üzere onlara doğru çıktı. 
Saul gelmeden bir gün önce Yahve Samuel’e açıp demişti, 
“Yarın bu saatlerde sana Benyamin diyarından bir adam göndereceğim ve onu halkım İsrael’in başına hükümdar olarak meshedeceksin. O, halkımı Filistliler'in elinden kurtaracak. Çünkü halkıma baktım, çünkü onların feryadı bana ulaştı.” 
Samuel Saul’u görünce, Yahve ona, “İşte, sana söylemiş olduğum adam! Halkım üzerinde o hüküm sürecektir.” dedi. 
Saul kapıda duran Samuel’e yaklaştı ve, “Lütfen bana Gören'in evinin nerede olduğunu söyle” dedi. 
Samuel, Saul’a yanıt verip, “Ben Gören'im. Önümden yüksek yere çıkın, bugün benimle birlikte yemek yiyeceksiniz. Sabahleyin seni göndereceğim, yüreğinde olan her şeyi de sana bildireceğim. 
Üç gün önce kaybolan eşeklerine gelince, onları düşünme, çünkü onlar bulundu. Bütün İsrael kimi istiyor? Senin ve babanın bütün evini değil mi?” 
Saul, “Ben İsrael oymaklarının en küçüğünden, Benyaminli değil miyim? Ailem de Benyamin oymağının bütün ailelerinin en küçüğü değil mi? O halde benimle neden böyle konuşuyorsun?” diye yanıt verdi. 
Samuel, Saul’u ve hizmetkârını alıp misafir odasına götürdü ve otuz kadar davetlinin arasında en iyi yere oturttu. 
Samuel aşçıya, “Sana verdiğim, ‘Bir yana ayır’ dediğim payı getir” dedi. 
Aşçı budu ve üzerindekini kaldırıp Saul’un önüne koydu. Samuel dedi, “İşte ayrılan budur! Onu kendi önüne koy ve ye; çünkü o, belirlenen zamana kadar senin için saklandı; çünkü, ‘Halkı davet ettim’ dedim.” Böylece Saul o gün Samuel’le birlikte yemek yedi. 
Yüksek yerden kente indiklerinde, Saul’la damda konuştu. 
Erkenden kalktılar; ve gün ağarırken, Samuel damda Saul’u çağırdı ve, “Kalk, seni göndereyim” dedi. Saul kalktı ve kendisi ve Samuel, ikisi birlikte dışarı çıktılar. 
Kentin kenarında inerlerken, Samuel Saul’a, “Hizmetkârının önümüzden gitmesini söyle” dedi. O önden gitti, sonra Samuel, “Ama önce sen dur da Tanrı’nın haberini sana duyurayım” dedi. 

I. SAMUEL 10.BAP
Sonra Samuel yağ şişesini alıp onun başı üzerine döktü, ardından onu öptü ve şöyle dedi: “Yahve seni mirası üzerine hükümdar olmak üzere meshetmedi mi? 
Bugün benden ayrılınca, Benyamin sınırında, Selsah’da, Rahel’in mezarının yanında iki adam bulacaksın. Sana, ‘Aradığın eşekler bulundu; ve işte, baban eşekleri aramayı bıraktı ve senin için kaygılanıyor, “Oğlum için ne yapacağım?” diyor’ diyecekler. 
Sonra oradan ilerleyeceksin ve Tabor meşesine varacaksın. Orada seni Tanrı’ya, Beytel’e çıkan üç adam karşılayacak: Biri üç oğlak, biri üç somun ekmek, biri de bir tulum şarap taşıyor. 
Seni selamlayacaklar ve sana iki somun ekmek verecekler, sen de onların elinden alacaksın.” 
“Bundan sonra Filistliler'in garnizonunun bulunduğu Tanrı tepesine varacaksın; ve oraya, kente vardığında, yüksek yerden inen bir peygamber topluluğuyla karşılaşacaksın; önlerinde bir ud, bir tef, bir kaval ve bir çenk olacak; peygamberlik de edecekler. 
O zaman Yahve'nin Ruhu senin üzerine güçlü bir şekilde gelecek, o zaman onlarla birlikte peygamberlik edeceksin ve başka bir adama dönüşeceksin. 
Bu belirtiler sana geldiğinde, duruma uygun olanı yap; çünkü Tanrı seninledir.” 
“Benden önce Gilgal'a in; ve işte, yakmalık sunular sunmak ve esenlik kurbanları kesmek için senin yanına ineceğim. Sana gelip ne yapman gerektiğini sana gösterinceye kadar yedi gün bekle.” 
Öyle oldu ki, Samuel'den ayrılmak için sırtını döndüğünde, Tanrı ona başka bir yürek verdi; bütün bu belirtiler de o gün gerçekleşti. 
Oraya tepeye varınca, işte, bir peygamber topluluğu onu karşıladı. Ve Tanrı'nın Ruhu onun üzerine güçlü bir şekilde geldi ve onların aralarında peygamberlik etti. 
Onu daha önce tanıyanların hepsi, işte, onun peygamberlerle birlikte peygamberlik ettiğini görünce, o zaman halk birbirlerine, “Kiş oğluna gelen nedir? Saul da peygamberler arasında mı?” dediler. 
Aynı yerden biri, “Babaları kim?” diye yanıt verdi. Bu yüzden, “Saul da peygamberler arasında mı?” sözü özdeyiş oldu. 
Peygamberlik etmeyi bitirince, yüksek yere geldi. 
Saul'un amcası ona ve hizmetkârına, “Nereye gittiniz?” diye sordu. “Eşekleri aramaya gittik” dedi. “Bulunmadıklarını görünce, Samuel'e geldik.” 
Saul'un amcası, “Lütfen bana Samuel'in sana ne dediğini söyle” dedi. 
Saul amcasına, “Eşeklerin bulunduğunu bize açıkça söyledi” dedi. Ama Samuel'in söylemiş olduğu krallık meselesini ona söylemedi. 
Samuel halkı birlikte Mispa'ya, Yahve'nin yanına çağırdı. 
İsrael'in çocuklarına, “İsrael'in Tanrısı Yahve diyor ki, 'İsrael'i Mısır'dan çıkardım ve sizi Mısırlılar'ın elinden ve size baskı yapan bütün krallıkların elinden sizi kurtardım.' 
Ama siz bugün, sizi bütün felaketlerinizden ve sıkıntılarınızdan kurtaran Tanrınız'ı reddettiniz; ve O'na, 'Hayır! Üzerimize bir kral koy!' dediniz. Şimdi, oymaklarınıza ve binlerinize göre kendinizi Yahve'nin önünde sunun.” 
Böylece Samuel İsrael'in bütün oymaklarını yaklaştırdı ve Benyamin oymağı seçildi. 
Benyamin oymağı ailelerine göre yaklaştırdı ve Matriler ailesi seçildi. Sonra Kiş oğlu Saul seçildi; ama onu aradılar, ama o bulunamadı. 
Bunun üzerine Yahve'ye tekrar sordular: “Buraya gelecek daha bir adam var mı?” Yahve, “İşte, yüklerin arasına saklandı” diye yanıtladı. 
Koşup onu oradan aldılar. Halkın arasında durduğunda, omuzlarından yukarısı bütün halktan daha uzundu. 
Samuel bütün halka, “Yahve'nin seçtiği adamı görüyor musunuz? Bütün halk arasında onun gibisi yok.” dedi. Bütün halk bağırdı ve “Yaşasın kral!” dedi. 
Sonra Samuel halka krallığın kurallarını anlattı, bir kitaba yazdı ve Yahve'nin önüne koydu. Samuel bütün halkı, herkesi evine gönderdi. 
Saul da Giva'daki evine gitti; Tanrı'nın yüreklerine dokunduğu ordu da onunla birlikte gitti. 
Ama bazı değersiz adamlar, “Bu adam bizi nasıl kurtarabilir?” dediler. Onu hor gördüler ve ona armağan vermediler. Ama o sustu. 


I. SAMUEL 11.BAP
Sonra Ammonlu Nahaş çıkıp Yaveş Gilad'a karşı ordugâh kurdu. Yaveşliler'in hepsi Nahaş'a, “Bizimle bir antlaşma yap, sana hizmet edeceğiz” dediler. 
Ammonlu Nahaş onlara, “Şu koşullar üzerine sizinle antlaşma yaparım, hepinizin sağ gözü oyulsun. Bunu bütün İsrael'in utancı yapacağım.” dedi. 
Yaveşli ihtiyarlar ona, “Bize yedi gün ver, İsrael'in bütün sınırlarına haberciler gönderelim; eğer bizi kurtaracak kimse olmazsa, sana geleceğiz” dediler. 
Sonra haberciler Saul'un yaşadığı Giva'ya geldiler ve halkın kulağına bu sözleri söylediler; sonra bütün halk seslerini yükseltip ağladı. 
İşte Saul öküzlerin ardından tarladan çıktı. Saul, “Halkın ne sıkıntısı var ki ağlıyorlar?” dedi. Yaveşliler'in sözlerini ona anlattılar. 
O, bu sözleri duyunca, Tanrı'nın Ruhu güçlü bir şekilde Saul'un üzerine geldi ve öfkesi alevlendi. 
Bir çift öküz alıp onları parçaladı, sonra onları habercilerin aracılığıyla İsrael'in bütün sınırlarına göndererek, “Saul ve Samuel'in ardından kim çıkmazsa, öküzlerine böyle yapılacak” dedi. Halkın üzerine Yahve korkusu düştü ve hepsi tek bir adammış gibi çıktılar. 
Bezek'te onları saydı; İsraelliler üç yüz bin, Yahudalılar da otuz bin kişiydi. 
Gelen habercilere, “Yaveş Giladlılar'a, 'Yarın güneş iyice ısınınca kurtulacaksınız' deyin” dediler. Haberciler gelip Yaveşliler'e bildirdiler; onlar da sevindiler. 
Bunun üzerine Yaveşliler, “Yarın sana çıkacağız, sen de sana iyi gelen her şeyi bize yapacaksın” dediler. 
Ertesi gün Saul halkı üç bölüğe ayırdı. Sabah nöbetinde ordugâhın ortasına gelip Ammonlular'ı gün ısınıncaya kadar vurdular. Geriye kalanlar dağıldı, öyle ki, içlerinden ikisi bile bir arada kalmadı. 
Halk Samuel'e, “‘Saul bize krallık edecek mi?’ diyen kimdir? Onları getirin de öldürelim.” dedi. 
Saul, “Bugün hiç kimse öldürülmeyecek; çünkü bugün Yahve İsrael'i kurtardı” dedi. 
Sonra Samuel halka, “Hadi, Gilgal'a gidelim, orada krallığı yenileyelim” dedi. 
Bütün halk Gilgal'a gitti ve orada Saul'u Yahve'nin önünde kral yaptılar. Orada Yahve'nin önünde esenlik kurbanları kestiler; ve orada Saul ve bütün İsraelliler büyük bir sevinç içindeydiler. 

I. SAMUEL 12.BAP
Samuel bütün İsrael halkına, “İşte, bana söylediğiniz her şeyde sözünüzü dinledim ve üzerinize bir kral atadım. 
Şimdi işte, kral önünüzde yürüyor. Ben yaşlı ve ak saçlıyım. İşte, oğullarım sizinle birlikte. Çocukluğumdan bu yana önünüzde yürüdüm. 
İşte buradayım. Yahve'nin ve meshedilmişinin önünde bana karşı tanıklık edin. Kimin öküzünü aldım? Kimin eşeğini aldım? Kimi dolandırdım? Kimi ezdim? Gözlerim kör olsun diye kimin elinden rüşvet aldım? Size geri vereceğim.” dedi. 
Onlar, “Bizi dolandırmadın, bize zulmetmedin, kimsenin elinden de bir şey almadın” dediler. 
Onlara, “Yahve size karşı tanıktır, meshedilmişi de bugün tanıktır ki, elimde bir şey bulmadınız” dedi. Onlar, “O tanıktır” dediler. 
Samuel halka, “Moşe ve Aron’u görevlendiren ve atalarınızı Mısır diyarından çıkaran Yahve’dir” dedi. 
“Şimdi durun da Yahve'nin size ve atalarınıza yaptığı bütün doğru işler konusunda sizinle Yahve'nin önünde davacı olayım. 
“Yakov Mısır’a girdiğinde ve atalarınız Yahve'ye yakardığında, Yahve, atalarınızı Mısır’dan çıkaran ve onları bu yerde oturtan Moşe ve Aron’u gönderdi. 
Ama Tanrıları Yahve'yi unuttular; ve onları Hazor ordusunun başkomutanı Sisera’nın, Filistliler’in ve Moav Kralı'nın eline sattı; ve bunlar onlara karşı savaştılar.” 
Yahve'ye feryat edip, “Günah işledik, çünkü Yahve'yi bıraktık, Baallar’a ve Aştoretler’e hizmet ettik; ama şimdi bizi düşmanlarımızın elinden kurtar da sana hizmet edeceğiz” dediler. 
“Yahve Yerubbaal'ı, Bedan'ı, Yeftah'ı ve Samuel'i gönderdi ve sizi her yandan düşmanlarınızın elinden kurtardı; ve güvenlik içinde yaşadınız. 
Ammon'nun çocuklarının kralı Nahaş'ın size karşı geldiğini gördüğünüzde, Tanrınız Yahve sizin Kralınız'ken bana, 'Hayır, üzerimize bir kral hükmedecek' dediniz. 
Şimdi seçtiğiniz ve istediğiniz kralı görün. İşte, Yahve sizin üzerinize bir kral koydu. 
Eğer Yahve'den korkar, O'na hizmet eder, sözünü dinler ve Yahve'nin buyruğuna karşı gelmezseniz, hem siz hem de üzerinizde hüküm süren kral Tanrınız Yahve'nin takipçileri olursunuz. 
Ama eğer Yahve'nin sözünü dinlemez, Yahve'nin buyruğuna karşı gelirseniz, Yahve'nin eli atalarınıza karşı olduğu gibi size karşı da olacaktır.” 
“Şimdi durun ve Yahve'nin gözlerinizin önünde yapacağı bu büyük şeyi görün. 
Bugün buğday hasadı değil mi? Yahve'ye gök gürültüsü ve yağmur göndersin diye sesleneceğim; bir kral istemekle yaptığınız kötülüğün Yahve'nin gözünde büyük olduğunu bilecek ve göreceksiniz.” 
Bunun üzerine Samuel Yahve'ye seslendi ve Yahve o gün gök gürültüsü ve yağmur gönderdi. O zaman bütün halk Yahve'den ve Samuel'den çok korktu. 
Bütün halk Samuel'e, “Hizmetkârların için Tanrın Yahve'ye dua et de ölmeyelim; çünkü bütün günahlarımıza bu kötülüğü, bir kral istemeyi kattık” dedi. 
Samuel halka, “Korkmayın” dedi, “Gerçekten bütün bu kötülüğü yaptınız; yine de Yahve'nin ardından gitmekten sapmayın, yalnız bütün yüreğinizle Yahve'ye hizmet edin. 
Yararı olmayan ve kurtaramayan boş şeylerin peşinden gitmek için sapmayın, çünkü onlar boştur. 
Çünkü Yahve, büyük adı uğruna halkını bırakmayacaktır, çünkü Yahve sizi kendisi için bir halk yapmaktan hoşnuttur. 
Dahası, benim için, sizin için dua etmekten vazgeçerek Yahve'ye karşı günah işlemek benden uzak olsun; ama sizi iyi ve doğru yolda eğiteceğim. 
Yalnızca Yahve'den korkun ve bütün yüreğinizle O'na doğrulukla hizmet edin; çünkü sizin için ne denli büyük şeyler yaptığını düşünün. 
Ama kötülük yapmaya devam ederseniz, hem siz hem de kralınız yok olacak.” 

I. SAMUEL 13.BAP
Saul kral olduğunda … yaşındaydı ve İsrael üzerinde … yıl hüküm sürdü. 
Saul İsraelliler'den üç bin adam seçti; bunlardan iki bini Mikmaş'ta ve Beytel Dağı'nda Saul'la birlikteydi ve bini Benyamin'in Givası'nda Yonatan'la birlikteydi. Halkın geri kalanını kendi çadırlarına gönderdi. 
Yonatan Giva'da bulunan Filistli garnizonunu vurdu ve Filistliler bunu duydu. Saul, “İbraniler duysun!” diyerek bütün ülkede boru çaldı!” 
Bütün İsraelliler, Saul'un Filistli garnizonunu vurduğunu ve ayrıca İsrael'in Filistliler için iğrenç sayıldığını duydular. Halk Saul'un ardından Gilgal'de toplandı. 
Filistliler İsrael'le savaşmak için toplandılar: Otuz bin savaş arabası, altı bin atlı ve deniz kıyısındaki kum kadar kalabalıktı. Çıkıp Beyt Aven'in doğusundaki Mikmaş'ta ordugâh kurdular. 
İsraelliler sıkıntı içinde olduklarını görünce (halk sıkıntı içindeydi), halk mağaralarda, çalılıklarda, kayalarda, mezarlarda ve çukurlarda saklandı. 
İbraniler'den bazıları Yarden'i geçip Gad ve Gilad topraklarına gitmişlerdi; ama Saul hâlâ Gilgal'daydı ve bütün halk titreyerek onu izliyordu. 
Samuel'in belirlediği zamana göre yedi gün kaldı; ama Samuel Gilgal'a gelmedi ve halk yanından dağılıyordu. 
Saul, “Yakmalık sunuyu ve esenlik sunularını bana getirin” dedi. Yakmalık sunuyu sundu. 
Yakmalık sunuyu sunmayı bitirir bitirmez, işte Samuel geldi; Saul selamlamak için onu karşılamaya çıktı. 
Samuel, “Ne yaptın?” dedi. Saul, “Halkın yanımdan dağıldığını gördüm, sen de belirlenen günlerde gelmedin, Filistliler de Mikmaş’ta toplandılar. 
Bu yüzden, ‘Filistliler şimdi Gilgal’a kadar üzerime inecekler, ama ben Yahve'nin lütfunu dilememiştim’ dedim. Bu yüzden kendimi zorladım ve yakmalık sunuyu sundum.” 
Samuel, Saul’a, “Akılsızlık ettin. Tanrın Yahve'nin sana verdiği buyruğu tutmadın. Çünkü Yahve, senin krallığını sonsuza dek İsrael’de pekiştirmek istiyordu. 
Ama şimdi krallığın devam etmeyecek. Yahve, kendi yüreğine göre bir adam aradı ve Yahve onu halkının başına hükümdar olarak atadı. Çünkü sen Yahve'nin sana buyurduğunu tutmadın.” 
Samuel kalktı ve Gilgal’dan Benyamin’in Givası'na gitti. Saul, beraberindeki adamları saydı, yaklaşık altı yüz kişiydiler. 
Saul, oğlu Yonatan ve onlarla birlikte bulunan adamlar Benyamin'in Givası'nda kaldılar; Filistliler ise Mikmaş'ta ordugâh kurdular. 
Akıncılar Filistliler'in ordugâhından üç bölük halinde çıktılar; bir bölük Ofra'ya, Şual ülkesine giden yola saptı; 
bir başka bölük Beyt Horon yoluna saptı, bir başka bölük de Sevoyim Vadisi'ne bakan sınır yoluna, çöle doğru saptı. 
İsrael ülkesinin hiçbir yerinde demirci bulunmazdı. Çünkü Filistliler, “İbraniler kendilerine kılıç ya da mızrak yapmasınlar” diyorlardı. 
Ama bütün İsraelliler, her biri kendi saban demirini, kazmasını, baltasını ve orağını bilemek için Filistliler'in yanına inerlerdi. 
Kazma, saban demiri, dirgen, balta ve mızrak bilemek için her birinin ücreti bir payim idi. 
Böylece öyle oldu ki, savaş günü Saul ve Yonatan'la birlikte olanlardan hiçbirinin elinde kılıç ve mızrak bulunmuyordu; ancak Saul ve oğlu Yonatan'da bulunuyordu. 
Filistliler'in garnizonu Mikmaş geçidine çıktı. 

I. SAMUEL 14.BAP
Bir gün öyle oldu ki, Saul oğlu Yonatan, silahını taşıyan genç adama, “Gel, karşı yakadaki Filistlin garnizonuna gidelim” dedi. Ama Yonatan babasına söylemedi. 
Saul, Giva'nın en uç bölgesinde, Migron'daki nar ağacının altında kaldı. Yanında olan halk yaklaşık altı yüz kişiydi, 
Şilo'da Yahve'nin kâhini Eli'nin oğlu Pinehas'ın oğlu, İkavod'un kardeşi Ahituv'un oğlu Ahiya da bunlardan biriydi, Efod giymişti. Halk Yonatan'ın gittiğini bilmiyordu. 
Yonatan'ın Filistliler'in yanına geçmek için çabaladığı geçitlerin arasında bir yanda sivri bir kaya, öbür yanda sivri bir kaya vardı. Birinin adı Boses, öbürünün adı Sene'ydi. 
Kuzeyde bir kaya Mikmaş'ın önünde, güneyde öbürü Giva'nın önünde yükseliyordu. 
Yonatan, silahını taşıyan genç adama, “Gel! Sünnetsizlerin garnizonuna geçelim.” dedi. “Belki de Yahve bizim için çalışır; çünkü çoklukla ya da azlıkla kurtarmak için Yahve'nin üzerinde bir sınır yoktur.” 
Silah taşıyıcısı ona, “Yüreğindeki her şeyi yap. Git, işte, yüreğine göre ben seninleyim.” dedi. 
Yonatan, “İşte, adamların yanına geçeceğiz ve kendimizi onlara göstereceğiz” dedi. 
“Eğer bize, 'Size gelene kadar bekleyin!' derlerse, yerimizde durup onlara çıkmayacağız. 
Ama bize, 'Bize gelin!' derlerse, çıkacağız. Çünkü Yahve onları elimize teslim etmiştir. Bu bizim için belirti olacak.” 
İkisi de kendilerini Filistliler'in garnizonuna gösterdi. Filistliler, “İşte, İbraniler saklandıkları deliklerden çıkıyorlar!” dediler. 
Garnizondaki adamlar Yonatan'a ve silah taşıyıcısına yanıt verip, “Yanımıza çıkın, size bir şey göstereceğiz!” dediler. Yonatan silah taşıyıcısına, “Ardımdan gel, çünkü Yahve onları İsrael'in eline teslim etti” dedi. 
Yonatan elleri ve ayaklarıyla tırmandı, silah taşıyıcısı da arkasından. Yonatan'ın önünde düştüler. Onun ardı sıra silah taşıyıcısı da onları öldürdü. 
Yonatan'la silah taşıyıcısının yaptığı ilk kıyım, yarım dönüm kadar bir alanda, yaklaşık yirmi kişiydi. 
Ordugâhta, kırda ve bütün halk arasında titreme oldu; garnizon ve akıncılar da titredi, yer de sarsıldı, böylece çok büyük bir titreme oldu. 
Benyamin'in Givası'nda Saul'un nöbetçileri baktılar; ve işte, kalabalık eriyip dağıldı. 
Bunun üzerine Saul, yanındaki adamlara, “Şimdi sayın, bizden kimin eksik olduğunu görün” dedi. Saydıktan sonra, işte, Yonatan'la silah taşıyıcısı orada değildi. 
Saul, Ahiya'ya, “Tanrı'nın Sandığı'nı buraya getir” dedi. Çünkü Tanrı'nın Sandığı o sırada İsrael'in çocuklarıyla birlikteydi. 
Saul kâhinle konuşurken, Filistliler'in ordugâhındaki kargaşalık giderek arttı ve Saul kâhine, “Elini çek!” dedi. 
Saul ve yanındaki bütün adamlar toplandılar ve savaşa geldiler; ve işte, hepsi kılıçlarıyla birbirlerine vuruyorlardı, çok büyük bir kargaşa içindeydiler. 
Önceden Filistliler'le birlikte olan ve onlarla birlikte her yandan ordugâha çıkan İbraniler de Saul ve Yonatan'la birlikte olan İsraelliler'in yanına geçtiler. 
Aynı şekilde, Efraim dağlık bölgesinde saklanan bütün İsraelliler de Filistliler'in kaçtığını duyunca, onlar da peşlerinden bastırıp savaştılar. 
Böylece Yahve o gün İsrael'i kurtardı; ve savaş Beyt Aven'den ileriye geçti. 
İsraelliler o gün sıkıntı içindeydiler; çünkü Saul halka ant içirip, “Ben düşmanlarımdan öç alana dek, akşama kadar bir şey yiyen adam lanetli olsun” demişti. Böylece halktan hiçbiri yemek tatmadı. 
Halkın tümü ormana girdi; yerde de bal vardı. 
Halk ormana vardığında, işte, bal damlıyordu; ama kimse elini ağzına götürmedi, çünkü halk anttan korkuyordu. 
Ancak Yonatan, babasının halka ant içirdiğini duymamıştı. Bu yüzden elindeki değneğin ucunu uzattı ve bal peteğine batırdı ve elini ağzına koydu; ve gözleri parladı. 
O zaman halktan biri yanıt verip dedi, “Baban halka açık ant içirip, 'Bugün yemek yiyen adam lanetli olsun' diye buyruk verdi.” Böylece halk bitkin düştü. 
O zaman Yonatan, “Babam ülkeyi sıkıntıya soktu. Lütfen bakın, bu baldan biraz tattığım için gözlerim nasıl parladı.” dedi. 
“Eğer halk bugün bulmuş oldukları düşmanlarının ganimetinden serbestçe yemiş olsaydı, daha neler olurdu? Çünkü şimdi Filistliler arasında büyük bir kıyım olmadı.” 
O gün Filistliler'i Mikmaş'tan Ayalon'a kadar vurdular. Halk çok bitkin düşmüştü; 
halk da ganimetin üzerine saldırdı, koyunlar, sığırlar, buzağılar aldılar, toprak üzerinde kestiler; halk da onları kanıyla yedi. 
Bunun üzerine Saul'a söyleyip dediler, “İşte, halk kanlı et yemekle Yahve'ye karşı günah işliyor”. O, “Hainlik ettiniz. Bugün üzerime büyük bir taş yuvarlayın.” dedi. 
Saul, “Halkın arasına dağılın ve onlara deyin, 'Herkes öküzünü, herkes koyununu bana getirsin, burada kesip yiyin, kanlı et yiyerek Yahve'ye karşı günah işlemeyin'” dedi. O gece bütün halk herkes kendi öküzünü yanına alıp orada kesti. 
Saul Yahve'ye bir sunak yaptı. Bu, Yahve'ye yaptığı ilk sunaktı. 
Saul, “Geceleyin Filistliler’in peşine düşelim, sabah ışığına kadar aralarında ganimet alalım. Onlardan kimseyi bırakmayalım.” dedi. Onlar, “Sana iyi görüneni yap” dediler. Sonra kâhin, “Buraya, Tanrı’ya yaklaşalım” dedi. 
Saul Tanrı’ya danıştı: “Filistliler’in peşine düşeyim mi? Onları İsraelliler’in eline teslim edecek misin?” Ama o gün ona yanıt vermedi. 
Saul, “Buraya yaklaşın, ey halkın başları, ve bilin ve görün, bu günah bugün kimde oldu. 
Çünkü İsrael’i kurtaran yaşayan Yahve hakkı için, oğlum Yonatan’da bile olsa, o kesin olarak ölecektir.” dedi. Ama bütün halk arasında ona yanıt veren kimse yoktu. 
Sonra bütün İsrael’e, “Siz bir tarafta olun, ben ve oğlum Yonatan öbür tarafta olacağız” dedi. Halk Saul’a, “Sana iyi görüneni yap” dedi. 
Bu yüzden Saul, İsrael'in Tanrısı Yahve'ye, “Doğruyu göster” dedi. Yonatan ve Saul seçildiler, ama halk kurtuldu. 
Saul, “Benimle oğlum Yonatan arasında kura çekin” dedi. Yonatan seçildi. 
Bunun üzerine Saul, Yonatan'a, “Ne yaptığını söyle bana!” dedi. Yonatan ona, “Elimde olan değneğin ucuyla biraz bal tattım; ve işte, ben ölmeliyim” dedi. 
Saul, “Tanrı bunu ve daha fazlasını yapsın; çünkü kesinlikle öleceksin, Yonatan” dedi. 
Halk Saul'a, “İsrael'de bu büyük kurtuluşu gerçekleştiren Yonatan mı ölecek? Asla! Yaşayan Yahve'nin hakkı için, başındaki tek bir saç teli yere düşmeyecek, çünkü bugün Tanrı ile birlikte çalıştı!” dedi. Böylece halk Yonatan'ı kurtardı, o da ölmedi. 
Sonra Saul, Filistliler'i takipten döndü; Filistliler de kendi yerlerine gittiler. 
Saul İsrael Krallığı'nı aldığında, her yandan bütün düşmanlarına karşı savaştı: Moav'a, Ammon'un çocuklarına, Edom'a, Sova krallarına ve Filistliler'e karşı. Nereye yöneldiyse onları yendi. 
Amalekliler'i yiğitçe vurdu ve İsrael'i onları yağma edenlerin elinden kurtardı. 
Saul'un oğulları Yonatan, İşvi ve Malkişua'ydı. İki kızının adları şunlardı: İlk doğanının adı Merav, küçüğünün adı da Mikal'di. 
Saul'un karısının adı Ahimaas'ın kızı Ahinoam'dı. Ordu komutanının adı Saul'un amcası Ner'in oğlu Avner'di. 
Saul'un babası Kiş, Avner'in babası Ner, Aviel'in oğluydu. 
Saul'un bütün günleri boyunca Filistliler'e karşı şiddetli bir savaş vardı. Saul, yiğit ya da cesur bir adam gördüğünde onu hizmetine alırdı. 


I. SAMUEL 15.BAP
Samuel Saul'a şöyle dedi: “Yahve halkı üzerine, İsrael üzerine, kral olarak seni meshetmek için beni gönderdi. Şimdi Yahve'nin sözlerini dinle. 
Ordular Yahvesi diyor ki, 'Amalek'in İsrael'e yaptıklarını, Mısır'dan çıktığında yolda ona nasıl karşı çıktığını hatırlıyorum. 
Şimdi git, Amalek'i vur ve sahip oldukları her şeyi tamamen yok et, onları esirgeme; erkeği ve kadını, çocuğu ve emzikteki bebeği, öküzü ve koyunu, deveyi ve eşeği öldür.'” 
Saul halkı çağırdı ve onları Telaim'de saydı, iki yüz bin yaya ve Yahuda'dan on bin adam. 
Saul Amalek kentine geldi ve vadide pusu kurdu. 
Saul Kenliler'e, “Gidin, ayrılın, Amalekliler'in arasından inin, yoksa sizi onlarla birlikte yok ederim” dedi. “Çünkü siz Mısır'dan çıktıkları zaman, bütün İsrael'in çocuklarına iyilik ettiniz.” Böylece Kenliler Amalekliler'in arasından ayrıldılar. 
Saul Amalekliler'i, Mısır'ın önündeki Şur'a varıncaya dek Havila'dan vurdu. 
Amalekliler'in Kralı Agag'ı sağ olarak ele geçirdi ve bütün halkı tamamen kılıçtan geçirdi. 
Ama Saul ve halk Agag'ı ve koyunların, sığırların, semiz buzağıların, kuzuların en iyilerini ve iyi olan şeylerin hepsini esirgediler; onları tamamen yok etmek istemediler; yalnızca kötü ve değersiz olan her şeyi tamamen yok ettiler. 
Bunun üzerine Yahve'nin sözü Samuel'e geldi ve şöyle dedi, 
“Saul'u kral yaptığım için kederliyim; çünkü beni izlemekten vazgeçti ve buyruklarımı yerine getirmedi.” Samuel çok öfkelendi ve bütün gece Yahve'ye yakardı. 
Samuel sabahleyin Saul'lu karşılamak için erkenden kalktı. Samuel'e, “Saul Karmel'e geldi ve işte kendisi için bir anıt dikti, döndü, geçip Gilgal'a indi” diye bildirildi. 
Samuel Saul'un yanına geldi. Saul ona, “Sen Yahve tarafından kutsanasın! Ben Yahve'nin buyruğunu yerine getirdim.” dedi. 
Samuel, “Öyleyse kulağımdaki koyunların melemesi ve sığırların böğürmesi ne anlama geliyor?” dedi. 
Saul, “Bunları Amalekliler'den getirdiler. Çünkü halk, Tanrın Yahve'ye kurban etmek için koyunların ve sığırların en iyilerini esirgedi. Geri kalanını tamamen yok ettik.” dedi. 
Bunun üzerine Samuel Saul'a, “Dur da Yahve'nin dün gece bana ne söylediğini sana söyleyeyim” dedi. Saul ona, “Söyle” dedi. 
Samuel, “Sen kendi gözünde küçük olduğun halde, İsrael oymaklarının başı yapılmadın mı?” dedi. “Yahve seni İsrael üzerine kral olarak meshetti. 
Yahve seni yola gönderip, ‘Git, günahkâr Amalekliler’i tümüyle yok et ve tükeninceye dek onlarla savaş’ dedi. 
Öyleyse neden Yahve'nin sözünü dinlemedin, ama ganimeti aldın ve Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptın?” 
Saul, Samuel’e, “Ama ben Yahve'nin sözünü dinledim, Yahve'nin beni gönderdiği yoldan gittim ve Amalek Kralı Agag’ı getirdim ve Amalekliler’i tümüyle yok ettim. 
Ama halk ganimetten koyunları ve sığırları, adanmış şeylerin en iyilerini, senin Tanrın Yahve'ye Gilgal'da kurban etmek için aldı.” dedi. 
Samuel, “Yahve, kendi sözüne itaat edimesinden hoşlandığı kadar yakmalık sunulardan ve kurbanlardan hoşlanır mı?” dedi. “İşte, itaat etmek kurbandan, dinlemek de koçların yağından daha iyidir. 
Çünkü isyan büyücülük günahı gibidir, inatçılık da putperestlik ve terafim gibidir. Yahve'nin sözünü reddettiğin için, o da seni kral olmaktan reddetti.” 
Saul, Samuel’e, “Günah işledim; çünkü Yahve'nin buyruğunu ve senin sözlerini çiğnedim, çünkü halktan korktum ve onların sözüne itaat ettim. 
Şimdi lütfen günahımı bağışla ve benimle birlikte dön ki, Yahve'ye tapınayım.” dedi. 
Samuel, Saul’a, “Seninle dönmem; çünkü sen Yahve'nin sözünü reddettin, Yahve'de seni İsrael’in üzerinde kral olmaktan reddetti.” dedi. 
Samuel gitmek üzere arkasını döndüğünde, Saul onun cübbesinin eteğini tuttu ve yırtıldı. 
Samuel ona, “Yahve bugün İsrael Krallığı'nı senden yırttı ve senden daha iyi olana, komşuna verdi” dedi. 
“İsrael’in Güçlüsü de ne yalan söyler ne de tövbe eder; çünkü o insan değil ki tövbe etsin.” 
Bunun üzerine, “Günah işledim” dedi, “Ama şimdi halkımın ihtiyarları ve İsrael’in önünde beni onurlandır ve benimle birlikte geri dön ki, senin Tanrın Yahve'ye tapınayım.” 
Böylece Samuel Saul’la birlikte geri döndü ve Saul Yahve'ye tapındı. 
Sonra Samuel, “Amalekliler’in kralı Agag’ı buraya, bana getir!” dedi. Agag neşeyle yanına geldi. Agag, “Kesinlikle ölüm acısı geçti” diyordu. 
Samuel, “Kılıcın kadınları çocuksuz bıraktığı gibi, annen de kadınlar arasında çocuksuz kalacak!” dedi. Sonra Samuel, Agag’ı Gilgal’de Yahve'nin önünde parçaladı. 
Sonra Samuel Rama’ya gitti; Saul da kendi evine, Saul'un Giva’sına çıktı. 
Samuel, öldüğü güne dek Saul’u bir daha görmeye gelmedi; ama Samuel Saul için yas tuttu. Yahve, Saul’u İsrael’in üzerine kral yapmış olduğu için kederlendi. 

I. SAMUEL 16.
Yahve Samuel'e, “Saul'u İsrael üzerinde kral olmaktan reddettiğim için ne zamana dek yas tutacaksın?” dedi. “Boynuzunu yağla doldur ve git. Seni Beytlehemli Yişay'a göndereceğim. Çünkü oğulları arasından kendime bir kral sağladım.” 
Samuel, “Nasıl gidebilirim? Saul bunu duyarsa beni öldürür.” dedi. Yahve, “Yanına bir düve al ve, 'Yahve'ye kurban sunmaya geldim' de.” dedi. 
“Yişay'ı kurban sunmaya çağır ve sana ne yapacağını göstereceğim. Sana kimi söylersem onu bana meshedeceksin.” 
Samuel, Yahve'nin söylediğini yaptı ve Beytlehem'e geldi. Kentin ihtiyarları titreyerek onu karşılamaya geldiler ve, “Barışçıl bir şekilde mi geliyorsun?” dediler. 
Samuel, “Barışçıl bir şekilde, Yahve'ye kurban sunmaya geldim” dedi. “Kendinizi kutsayın ve kurbana benimle gelin.” Yişay’ı ve oğullarını kutsayıp kurbana çağırdı. 
Onlar gelince Eliav’a baktı ve, “Gerçekten de Yahve'nin meshettiği O'nun önündedir” dedi. 
Ama Yahve Samuel’e, “Yüzüne ya da boyunun uzunluğuna bakma, çünkü onu reddettim; çünkü ben insanın gördüğü gibi görmem. Çünkü insan dışa bakar, Yahve ise yüreğe bakar.” dedi. 
Sonra Yişay Avinadav’ı çağırdı ve onu Samuel’in önünden geçirdi. Samuel, “Yahve bunu da seçmedi” dedi. 
Sonra Yişay Şamma’yı geçirdi. “Yahve bunu da seçmedi” dedi. 
Yişay yedi oğlunu Samuel’in önünden geçirdi. Samuel, “Yahve bunları seçmedi” dedi. 
Samuel, “Bütün çocukların burada mı?” diye sordu. “Daha en küçüğü kaldı. İşte, koyunları güdüyor.” dedi. Samuel, “Gönder de onu getirt, çünkü o buraya gelmeden oturmayacağız” dedi. 
Gönderdi ve onu içeri getirdi. Kızıl, yakışıklı yüzlü ve iyi görünümlüydü. Yahve, “Kalk! Onu meshet, çünkü bu odur.” dedi. 
Sonra Samuel yağ boynuzunu aldı ve onu kardeşlerinin ortasında meshetti. O günden sonra Yahve'nin Ruhu David’in üzerine güçlü bir şekilde geldi. Samuel kalkıp Rama’ya gitti. 
Yahve'nin Ruhu Saul’dan ayrıldı ve Yahve'den kötü bir ruh onu rahatsız ediyordu. 
Saul’un hizmetkârları ona, “Bak, Tanrı’dan kötü bir ruh seni rahatsız ediyor” dediler. 
“Efendimiz, şimdi önündeki hizmetkârlarına, iyi arp çalan bir adam bulmalarını buyur. O zaman Tanrı'dan kötü ruh üzerine geldiğinde, o eliyle çalacak ve sen iyi olacaksın.” 
Saul hizmetkârlarına, “Bana iyi çalan bir adam sağlayın ve onu bana getirin” dedi. 
O zaman gençlerden biri yanıt verip dedi, “İşte, Beytlehemli Yişay'ın iyi çalan, cesur bir yiğit, savaşçı, akıllıca konuşan ve yakışıklı bir oğlunu gördüm. Yahve de onunla birliktedir.” 
Bunun üzerine Saul, Yişay'a haberciler gönderip, “Koyunlarının yanında olan oğlun David'i bana gönder” dedi. 
Yişay, ekmek yüklü bir eşek, bir tulum şarap ve bir oğlak aldı ve bunları oğlu David'in aracılığıyla Saul'a gönderdi. 
David Saul'un yanına geldi ve önünde durdu. Saul onu çok sevdi ve onun silah taşıyıcısı oldu. 
Saul Yişay'a gönderip dedi, “Lütfen David önümde dursun, çünkü gözümde lütuf buldu.” 
Tanrı'dan olan ruh Saul'un üzerindeyken, David arpını alır ve eliyle çalardı; böylece Saul ferahlar ve iyileşirdi ve kötü ruh ondan ayrılırdı. 

I. SAMUEL 17.BAP
Filistliler ordularını savaşa topladılar. Yahuda'ya ait Soko'da toplandılar ve Efesdammim'de Soko ile Azeka arasında ordugâh kurdular. 
Saul ve İsraelliler toplandılar ve Ela Vadisi'nde ordugâh kurdular. Filistliler'e karşı savaş düzeni aldılar. 
Filistliler dağda bir yanda, İsraelliler dağda öbür yanda duruyorlardı; aralarında bir vadi vardı. 
Filistliler'in ordugâhından Gatlı Golyat adında altı arşın bir karış boyunda bir savaşçı çıktı. 
Başında tunç bir miğfer, üzerinde bir zırh vardı; zırhın ağırlığı beş bin şekel tunçtu. 
Bacakları üzerinden tunç kaval zırhı, omuzlarının arasında tunç bir kargı vardı. 
Mızrağının sapı bir dokumacı sırığı gibiydi; ve mızrağının başı altı yüz şekel ağırlığında demirdi. Kalkan taşıyıcısı onun önünde yürüyordu. 
Ayağa kalkıp İsrael ordularına bağırdı ve onlara, “Neden savaş düzenine girdiniz? Ben bir Filistli değil miyim, siz de Saul’un hizmetkârları değil misiniz? Kendinize bir adam seçin ve yanıma insin. 
Eğer benimle dövüşebilir ve beni öldürebilirse, o zaman biz sizin hizmetkârlarınız oluruz; ama eğer ben ona karşı galip gelir ve onu öldürürsem, o zaman siz bizim hizmetkârlarımız olursunuz ve bize hizmet edersiniz.” dedi. 
Filistli, “Bugün İsrael ordularına meydan okuyorum! Bana bir adam verin ki, birlikte dövüşelim!” dedi. 
Saul ve bütün İsraelliler Filistli’nin bu sözlerini duyunca dehşete kapıldılar ve çok korktular. 
David, Yahuda Beytlehem’inden Yişay adında bir Efratlı’nın oğluydu; sekiz oğlu vardı. Saul'un günlerinde bu adam yaşlı bir ihtiyardı. 
Yişay'ın üç büyük oğlu Saul'un ardından savaşa gitmişti. Savaşa giden üç oğlunun adları ilk oğul Eliav, ondan sonra Avinadav ve üçüncüsü Şamma'ydı. 
En küçüğü David'di. Üç büyük Saul'un ardınca gitti. 
David, Beytlehem'de babasının koyunlarını gütmek için Saul'un yanına gidip geliyordu. 
Filistli sabah akşam yaklaşıp kırk gün orada durdu. 
Yişay oğlu David'e, “Kardeşlerin için bu kavrulmuş tahıldan bir efa ve bu on somun ekmeği al, hemen ordugâha, kardeşlerinin yanına götür; 
bu on peyniri de onların binbaşısına götür. Kardeşlerinin ne durumda olduğunu gör ve haber getir.” dedi. 
Saul, onlar ve bütün İsraelliler Ela Vadisi'nde Filistliler'le savaşıyorlardı. 
David sabah erkenden kalktı ve koyunları bir bekçiye bıraktı ve erzakları Yişay'ın kendisine buyurduğu gibi alıp gitti. Savaşa çıkan ordu savaş için bağırırken arabaların olduğu yere geldi. 
İsraelliler ve Filistliler ordu orduya karşı olmak üzere savaş düzenine girdiler. 
David eşyalarını eşya bekçisinin eline bıraktı ve orduya doğru koştu, gelip kardeşlerini selamladı. 
Onlarla konuşurken, işte, adı Golyat olan Gatlı Filistli savaşçı, Filistliler'in saflarından çıktı ve aynı sözleri söyledi; David de bunları duydu. 
İsraelliler'in hepsi adamı görünce ondan kaçtılar ve dehşete kapıldılar. 
İsraelliler, “Bu çıkan adamı gördünüz mü? Kesinlikle İsrael'e meydan okumak için çıktı” dediler. “Kral, onu öldüren adama büyük zenginlikler verecek, kızını verecek ve babasının evini İsrael'de vergiden muaf tutacak.” 
David, yanında duran adamlara şöyle konuştu: “Bu Filistli'yi öldüren ve İsrael'den utancı kaldıran adam için ne yapılacak? Çünkü bu sünnetsiz Filistli kimdir ki, yaşayan Tanrı'nın ordularına meydan okusun?” 
Halk ona şöyle yanıt verdi: “Onu öldüren adam için de o söze göre yapılacak.” 
En büyük kardeşi Eliav, David'in adamlarla konuşmasını duydu; Eliav'ın öfkesi David'e karşı alevlendi ve şöyle dedi: “Neden aşağı indin? Çöldeki o birkaç koyunu kiminle bıraktın? Gururunu ve yüreğinin kötülüğünü biliyorum; çünkü savaşı görebilmek için aşağı indin.” 
David, “Şimdi ben ne yaptım? Bir nedeni yok mu ki?” dedi. 
Ondan başka birine doğru döndü ve yine aynı şekilde konuştu; ve halk ona yine aynı şekilde yanıt verdi. 
David'in söylediği sözler duyulunca, bunları Saul'un önünde tekrarladılar; o da onu çağırttı. 
David Saul'a, “Kimsenin yüreği onun yüzünden yılmasın. Hizmetkârın gidip bu Filistli ile dövüşecek” dedi. 
Saul David'e şöyle dedi, “Bu Filistli ile dövüşmek için sen ona karşı gidemezsin; çünkü sen daha gençsin ve o gençliğinden beri bir savaşçıdır.” 
David Saul'a dedi ki, “Hizmetkârın babasının koyunlarını güderdi; ve aslan ya da ayı gelip sürüden bir kuzu kaptığında, 
ben ardından çıkar ve ona vururdum, kuzuyu da ağzından kurtarırdım. Bana karşı kalktığında, onu sakalından yakalar, vurup öldürürdüm. 
Hizmetkârın hem aslanı hem de ayıyı vurdu. Bu sünnetsiz Filistli, yaşayan Tanrı'nın ordularına meydan okuduğu için onlardan biri gibi olacak.” 
David, “Beni aslanın pençesinden ve ayının pençesinden kurtaran Yahve, beni bu Filistli'nin elinden de kurtaracak” dedi. Saul, David'e, “Git! Yahve seninle olacak” dedi. 
Saul, David'e kendi giysilerini giydirdi. Başına tunç bir miğfer taktı ve ona bir zırh giydirdi. 
David, kılıcını giysisine bağladı ve hareket etmeye çalıştı, çünkü alışık değildi. David, Saul'a, “Bunlarla gidemem, çünkü alışık değilim” dedi. Sonra David onları çıkardı. 
Değneğini eline aldı ve dereden kendine beş tane düzgün taş seçip yanında bulunan çoban torbasının kesesine koydu. Sapanı elindeydi ve Filistli'ye yaklaştı. 
Filistli yürüyüp David'e yaklaştı; kalkanı taşıyan adam da onun önünden gidiyordu. 
Filistli çevresine bakınca David'i gördü ve onu küçümsedi. Çünkü David daha gençti, kızıl ve güzel yüzlüydü. 
Filistli David'e, “Ben köpek miyim ki, bana değneklerle geliyorsun?” dedi. Filistli David'i kendi ilâhlarıyla lanet etti. 
Filistli David'e, “Bana gel, etini gökteki kuşlara ve kırdaki hayvanlara vereceğim” dedi. 
David Filistli'ye, “Sen bana kılıçla, mızrakla ve kargı ile geliyorsun; ama ben sana, meydan okuduğun İsrael ordularının Tanrısı, Ordular Yahvesi adıyla geliyorum” dedi. 
“Bugün Yahve seni elime teslim edecek. Seni vuracağım ve başını senden alacağım. Bugün Filist ordusunun ölülerini gökteki kuşlara ve yeryüzündeki yabanıl hayvanlara vereceğim. Böylece bütün yeryüzü İsrael'de bir Tanrı olduğunu bilsin, 
ve bütün bu topluluk Yahve'nin kılıç ve mızrakla kurtarmadığını bilsin; çünkü savaş Yahve'nindir ve seni elimize teslim edecektir.” 
Filistli David'le karşılaşmak üzere kalkıp yaklaşınca, David aceleyle Filistli'yle karşılaşmak üzere orduya doğru koştu. 
David elini torbasına koydu, bir taş alıp fırlattı ve Filistli'nin alnına vurdu. Taş alnına saplandı ve yüzüstü yere düştü. 
Böylece David Filistli'yi sapanla ve taşla yendi ve Filistli'ye vurup onu öldürdü. Ama David'in elinde kılıç yoktu. 
David koşup Filistli’nin üzerine çıktı, kılıcını aldı, kınından çekip onu öldürdü, onunla da başını kesti. Filistliler savaşçılarının öldüğünü görünce kaçtılar. 
İsraelliler ve Yahudalılar kalkıp bağırdılar ve Filistliler'i Gay’a ve Ekron kapılarına kadar kovaladılar. Filistliler'in yaralıları Şaaraim yolunda, Gat’a kadar, Ekron’a kadar düştüler. 
İsraelliler Filistliler'i kovalamaktan döndüler ve ordugâhlarını yağmaladılar. 
David Filistli’nin başını alıp Yeruşalem’e getirdi, ama silahlarını çadırına koydu. 
Saul, David’in Filistli’ye karşı çıktığını görünce, ordu komutanı Avner’e, “Avner, bu genç kimin oğlu?” diye sordu. Avner, “Canının hakkı için, ey kral, söyleyemiyorum” dedi. 
Kral, “Bu gencin kimin oğlu olduğunu sor!” dedi. 
David, Filistli’yi öldürüp dönünce, Avner onu alıp Saul’un önüne getirdi, Filistli’nin başı elindeydi. 
Saul, “Genç adam, sen kimin oğlusun?” diye sordu. David, “Ben hizmetkârın Beytlehemli Yişay’ın oğluyum” diye yanıtladı. 


habil ademoğlu 30/01/2026

29 Ocak 2026 Perşembe

buruc suresi ve ashabı uhdud

bismillahirrahmanirrahim 

o çukurları, alev alev yanan ateş çukurlarını hazırlayanlar mahvolmuşlardır. hani o sırada ateşin başında oturmuşlar, inananlara yaptıklarını seyrediyorlardı. onlardan, sırf, göklerin ve yerin mülkü kendisine ait olan, azîz ve hamîd olan allah’a iman ettikleri için intikam aldılar. oysa ki allah her şeyi görür. (buruc suresi 85:4-9)


(2. makabeler 7.bap)

anneleriyle tutuklanan yedi erkek kardeş de vardı. kral yasanın yasakladığı domuz etini yemeye onları zorladı. kırbaçlarla ve ağır cezalarla onlara işkence etti. aralarından bir tanesi hepsinin adına konuşarak şöyle dedi: “bizden ne öğrenmek istiyorsun? atalarımızın yasalarına karşı gelmektense ölmeyi yeğ tutuyoruz.”

büyük öfkeye kapılan kral ateşte tavalar ve kazanlar ısıtmalarını buyurdu. ardından tavalarla kazanlar iyice kızdıktan sonra kral sözcü olarak konuşan gencin dilinin kesilmesini, başının derisinin yüzülmesini, el ve ayaklarının kesilmesini buyurdu. o arada öbür kardeşleriyle anneleri onları seyrediyordu. delikanlı tamamen güçsüz duruma düştükten sonra ve hâlâ soluk alırken kral onun canlı olarak tavada kızartılmasını buyurdu. tavadan dumanlar yükselirken anneyle çocukları soylu biçimde ölmek için birbirlerini yüreklendiriyor ve şöyle diyorlardı: “tanrımız rab her şeyi görüyor ve elbette ki bize acıyor, tıpkı musa’nın ilahisinde olduğu gibi! musa halka karşı tanıklık edip bu ilahide şunu bildiriyordu: ‘o, kesinlikle kullarına acıyacaktır.’ ”

birincisi böylece dünyadan ayrıldıktan sonra vahşi eğlencelerini ikincisiyle sürdürdüler. saçlarıyla beraber başının derisini yüzdüler ve ardından ona sordular: “vücudunun her uzvuna işkence etmememiz için, sana verdiğimiz yemeği yiyecek misin?” ama o ataları gibi konuştu: “asla!” şimdi de işkence sırası ona geldi. son nefesini verirken şöyle bağırdı: “insanlık dışı canavar, yaşamımıza son verebilirsin, ama bu dünyanın kralı bizi diriltecektir, çünkü sonsuza dek yaşamak amacıyla onun yasaları için ölüyoruz.”

ardından üçüncüsüyle eğlendiler. dilini istedikleri zaman hemen dışarı çıkarttı, yürekli biçimde ellerini uzattı ve onurlu sözlerle şöyle dedi: “bu uzuvları bana tanrı verdi, o’nun yasaları uğruna bu uzuvları küçümsüyorum. o’nun bu uzuvları bana yeniden vereceğini umut ediyorum.” genç adamın yürekliliği ve acıyı umursamaması kralı ve yardımcılarını hayrete düşürdü.

o ölünce dördüncüsüne de aynı vahşi işkenceyi uyguladılar. ölmek üzereyken şöyle bağırdı: “biz en iyisini seçtik, insan eliyle öldük. ancak bizi yeniden dirilteceği konusunda tanrı’nın verdiği söze inanıyoruz. oysa sizler için ne diriliş var, ne de yeni bir yaşam.”

sonra beşincisini getirip ona işkence etmeye başladılar. ama o krala bakıp şöyle dedi: “sen gelip geçicisin ve gücün insanlara yeter. istediğin gibi davranabilirsin, ama tanrı’nın soyumuzu terk ettiğini sanma. sadece bekle, o’nun büyük gücünün sana ve soyuna nasıl işkence edeceğini göreceksin!”

sonra sıra altıncısına geldi. ölürken o da şöyle dedi: “kendini aldatma! biz böyle acı çekiyorsak suç bizdedir. tanrımız’a karşı günah işledik, bunun sonucu korkunç oldu. ama sen tanrı’ya savaş açtın, cezalandırılmayacağını sanma.”

ama özellikle anne olağanüstüydü ve onurla anılmaya değerdi. çünkü bir gün içinde yedi oğlunun ölümüne tanık oldu ve rabbi’ne olan umudundan dolayı buna yüreklilikle dayandı. gerçekten atalarının dilini kullanarak onları yüreklendirdi, onun soylu bir inancı vardı. kadın olarak yaptığı tartışmayı erkeğe yaraşır yüreklilikle güçlendiriyordu ve onlara şöyle diyordu: “rahmimde nasıl oluştuğunuzu bilmiyorum, size yaşam ve soluk veren ben değildim, sizi biçimlendiren ben değildim. dünyayı yaratan, insanın doğumunu sağlayan, her şeyin başlangıcı olan bağışlamasıyla gerçekten size yeniden soluk ve yaşam verecektir. çünkü o’nun yasaları uğruna kendi yaşamınızı küçümsediğinizi görüyor.”

antiyokus gülünç duruma düştüğünü düşünüyor ve sesinin tonunda hakaret olmasından kuşkulanıyordu. en genç delikanlı hâlâ yaşıyordu. אנטiyokus onunla konuştu, onu varlıklı ve mutlu kılacağı konusunda ant içti, atalarının geleneklerinden vazgeçmesini istedi. böyle davranırsa ona dost gözüyle bakacağını ve onu kamu hizmetinde görevlendireceğini bildirdi. genç adam söylenenlere hiç kulak asmadı.

ardından kral anneye döndü, oğlunun yaşamını kurtarmak için ona öneride bulunmasını istedi. kralın direnmesi uzunca bir süre devam etti. anne oğlunu kandırmaya çalışacağını söyledi. oğlunun üstüne eğilerek atalarının diliyle şunları söyledi ve böylece zalim zorbayı aldatmış oldu: “oğlum, bana acı! seni dokuz ay rahmimde taşıdım ve üç yıl seni emzirdim. seni doyurdum, büyüttüm ve bağrıma bastım. sana yalvarıyorum, evladım, dünyaya ve göklere bak. onların içinde olanlara bak ve ortada hiçbir şey yokken tanrı’nın onları yarattığını kabul et. insanların da aynı biçimde yaratıldığını onayla. bu cellattan korkma, ama kardeşlerine yaraşır olduğunu kanıtla ve ölümü kıvançla karşıla. o zaman bağışlama gününde kardeşlerinle beraber bana döneceksin.”

o sözlerini bitirir bitirmez genç adam şöyle dedi: “hepiniz ne bekliyorsunuz, kralın buyruğuna uymayacağım. musa tarafından atalarımıza verilen yasanın buyruklarına uyuyorum. size gelince, efendim, siz ibraniler’e karşı her türlü kötülüğü yaptınız, elbette ki tanrı’nın sizi yakalamasını önleyemezsiniz. bizler günahlarımızdan dolayı acı çekiyoruz, yaşayan rabbimiz bizi cezalandırmak ve yola getirmek için öfkesini bize gösterdi. ama o kullarıyla barışacaktır. ama siz, kötü adamlar, tüm insanlığın kana susamış hainleri! anlamsız bir sevince kapılmayın, o’nun kullarına el kaldırırken sahte bir güvenle övünmeyin. çünkü her şeye gücü yeten ve her şeyi gören tanrı’nın yargısından henüz kaçmadınız. kardeşlerim kısa süre acıya dayandıktan sonra tanrı’yla varılan antlaşma uyarınca şimdi sonsuz yaşam kaynağından içiyorlar. oysa siz tanrı tarafından yargılanıp küstahlığınızın haklı cezasını ödeyeceksiniz. ben de kardeşlerim gibi, atalarımın yasaları için bedenimi ve yaşamımı veriyorum. tanrı’dan ulusumuzu bağışlamasını diliyorum. size çileler ve üzüntüler vermesini ve o’ndan başka tanrı olmadığını size söyletmesini diliyorum. böylece kardeşlerimle ve benimle birlikte her şeye gücü yeten’in ulusumuza olan haklı öfkesinin son bulacağını umuyorum.”

kral büyük öfkeye kapıldı ve ona karşı daha insafsızca davrandı. çünkü genç adamın onu küçümsemesi canını yakmıştı. böylece kardeşlerin sonuncusu, iffeti bozulmamış bir halde ve rabbi’ne inancı tam olarak ölümü karşıladı. en son ölen anneleri oldu, oğullarından sonra öldü. ama dinsel törene ait yiyecekler ve aşırı işkenceler konusunda bu kadarı yeter.


×××××××××××××××××××

daniel 3. bap

kral nebukadnezar altmış arşın yüksekliğinde, altı arşın genişliğinde altından bir heykel yaptırdı ve onu babil ilindeki dura ovasına diktirdi. sonra kral nebukadnezar satrapları, valileri, komutanları, danışmanları, hazinedarları, yargıçları ve bütün il yöneticilerini çağırttı; diktirdiği heykelin adanma törenine gelmelerini buyurdu. bütün yöneticiler toplanıp kral nebukadnezar’ın diktirdiği heykelin önünde durdular.

çağrıcı yüksek sesle şöyle duyurdu: “ey halklar, uluslar ve her dilden insanlar! size buyruk şudur: boru, ney, lir, üçgen, arp ve her çeşit çalgının sesini duyduğunuz anda yere kapanıp kral nebukadnezar’ın diktirdiği altın heykele tapacaksınız. kim yere kapanıp tapmazsa derhal kızgın ateşli fırına atılacaktır.”

bu yüzden bütün halklar boru, ney, lir, üçgen, arp ve her çeşit çalgının sesini duyunca yere kapanıp kral nebukadnezar’ın diktirdiği altın heykele taptılar. o sırada bazı kildaniler yaklaşıp yahudileri suçladılar. krala şöyle dediler: “ey kral, sonsuza dek yaşa! sen bir buyruk çıkardın: her kim çalgıların sesini duyunca yere kapanıp altın heykele tapmazsa kızgın ateşli fırına atılacak. senin babil ilinin yönetimiyle görevlendirdiğin şadrak, meşak ve abed-nego adlı yahudiler var; bunlar sana aldırmıyor, ey kral. senin tanrılarına kulluk etmiyorlar ve diktirdiğin altın heykele tapmıyorlar.”

nebukadnezar öfkeyle şadrak, meşak ve abed-nego’nun getirilmesini buyurdu. adamlar kralın önüne getirildi. kral onlara şöyle dedi: “şadrak, meşak ve abed-nego! gerçekten benim tanrılarıma kulluk etmiyor ve diktirdiğim altın heykele tapmıyor musunuz? şimdi çalgıların sesini duyduğunuzda yere kapanıp yaptırdığım heykele tapmaya hazır olun. ama tapmazsanız derhal kızgın ateşli fırına atılacaksınız. sizi elimden kurtarabilecek hangi tanrı var?”

şadrak, meşak ve abed-nego krala şöyle karşılık verdiler: “ey nebukadnezar, bu konuda sana cevap vermemize gerek yok. eğer böyle olacaksa, kulluk ettiğimiz tanrı bizi kızgın ateşli fırından kurtarabilir; o bizi senin elinden de kurtaracaktır. ama kurtarmasa bile bil ki ey kral, senin tanrılarına kulluk etmeyecek ve diktirdiğin altın heykele tapmayacağız.”

bunun üzerine nebukadnezar öfkeyle doldu, yüzünün ifadesi değişti. fırının olağandan yedi kat daha çok ısıtılmasını buyurdu. ordusundaki güçlü askerlerden şadrak, meşak ve abed-nego’yu bağlayıp kızgın ateşli fırına atmalarını istedi. bu adamlar giysileriyle birlikte bağlanıp kızgın ateşli fırına atıldılar. kralın buyruğu çok sert olduğu ve fırın aşırı derecede kızgın olduğu için, şadrak, meşak ve abed-nego’yu taşıyan askerleri alev öldürdü. bu üç adam bağlanmış halde kızgın ateşli fırının içine düştü.

o zaman kral nebukadnezar dehşet içinde ayağa fırladı ve danışmanlarına şöyle dedi: “ateşe attığımız adamlar üç değil miydi?” onlar, “doğrudur ey kral” diye karşılık verdiler. kral şöyle dedi: “bakın, ateşin içinde serbestçe dolaşan dört adam görüyorum; onlara hiçbir zarar gelmemiş. dördüncüsünün görünüşü tanrısal bir varlığa benziyor.”

nebukadnezar kızgın ateşli fırının ağzına yaklaştı ve şöyle seslendi: “yüce tanrının kulları şadrak, meşak ve abed-nego, dışarı çıkın, buraya gelin!” bunun üzerine şadrak, meşak ve abed-nego ateşin içinden çıktılar. satraplar, valiler, komutanlar ve kralın danışmanları toplanıp bu adamlara baktılar. ateş bedenlerine hiçbir zarar vermemişti; saçlarının teli bile yanmamıştı. giysileri bozulmamıştı, üzerlerinde ateş kokusu bile yoktu.

nebukadnezar şöyle dedi: “şadrak, meşak ve abed-nego’nun tanrısı övülsün! meleğini gönderip kendisine güvenen kullarını kurtardı. onlar kralın buyruğunu hiçe saydılar; tanrılarından başka hiçbir tanrıya kulluk etmemek ve tapmamak için canlarını tehlikeye attılar. bu yüzden bir buyruk çıkarıyorum: hangi halktan, ulustan ve dilden olursa olsun, şadrak, meşak ve abed-nego’nun tanrısına karşı saygısız söz söyleyen parça parça edilecek, evi de çöplüğe çevrilecektir. çünkü bu şekilde kurtarabilen başka tanrı yoktur.”

sonra kral şadrak, meşak ve abed-nego’yu babil ilinde yüksek görevlere yükseltti.


habil ademoğlu 29/01/2026

27 Ocak 2026 Salı

kuran'daki çelişkiler ve tahrif edilen ayetler

biz ahitçi müslümanlar elbette kuran’a iman ediyor ve onu çok seviyoruz. kuran allah’tan bize gelen bir nurdur.

müslüman olduğunu iddia ettikleri halde allah’ın kitaplarını çelişkili göstermeye çalışanlara lanet olsun. 

bu yazıyı yazma amacım kafir gibi bakılacaksa eğer kuran’da da çelişki bulunacağını bu sözde müslümanlara göstermektir. 


KAFİRLER MAHŞER GÜNÜ KÖR OLACAK MI OLMAYACAK MI? 

isra 17:97 kör olacaklar

taha 20:124-125 kör olacaklar 

furkan 25:12 kör olmayacaklar

kehf 18:53 kör olmayacaklar

şuara 26:91 kör olmayacaklar



KAFİRLER MAHŞER GÜNÜ SAĞIR OLACAK MI OLMAYACAK MI? 
isra 17:97 sağır olacaklar
furkan 25:12 sağır olmayacaklar


KAFİRLER MAHŞER GÜNÜ KONUŞACAK MI KONUŞMAYACAK MI?
enam 6:27 konuşacaklar
ibrahim 14:21 konuşacaklar
kaf 50:28 konuşacaklar
mürselat 77:35 konuşamayacaklar


KAFİRLER MAHŞER GÜNÜ MAZERET SUNACAK MI SUNMAYACAK MI?
rum 30:57 mazeret sunacaklar
enam 6:23 mazeret sunacaklar 
mürselat 77:36 mazeret sunmalarına izin verilmeyecek


ALLAH UNUTUR MU UNUTMAZ MI? 
meryem 19:64 rabbin asla unutmaz
taha 20:52 rabbim asla unutmaz
tevbe 9:67 allah onları unutacaktır
casiye 45:34 bugün sizi unutacağız


BAŞKASININ GÜNAHI YÜKLENİR Mİ YÜKLENMEZ Mİ?
nahl 16:25 yüklenir
maide 5:29 yüklenir
isra 17:15 yüklenmez
necm 53:38 yüklenmez 
enam 6:164 yüklenmez
fatır 35:18 yüklenmez
zümer 39:7 yüklenmez


SÜTTEN KESME SÜRESİ TOPLAM KAÇ AYDIR? 
lokman 31:14 (iki yıl içinde)
ahkaf 46:15 (21 ay)
bakara 2:233 (24 ay) 


ALLAH’IN ELİ, GÖZÜ, YÜZÜ, SANDALYEDE TAŞINMASI MECAZ MI GERÇEK Mİ? 
mücessime, müşebbihe, ibni teymiye, selefi mezheplerine göre allah’ın uzuvları gerçektir. allah bir cisimdir. mekanda yer kaplar. eşari, maturidi, mutezile, meşşai mezheplerine göre allah’ın uzuvları mecazdır. allah bir cisim değildir. mekanda yer kaplamaz. iki gruptan biri kuran’ı tahrif etmektedir.  


HZ SÜLEYMAN ATLARIN BACAKLARINI KESTİ Mİ KESMEDİ Mİ? 
sad suresi 33.ayetin tefsirinde kesti anlamı verenler:
mukatil, ferra, zeccac, abdurrezzak, nahhas,
semerkandi, ibni furek salebi, maverdi, vahidi, cürcani,
bağavi, zemahşeri, nisaburi, ebulferec…okşadı anlamı
verenler: fahrettin razi, ahfeş el-evsat, cessas…


SAHABE; FATİHA, FELAK, NAS SURELERİNİ KURANDAN ÇIKARDI MI ÇIKARMADI MI? 


NUSAYRİLER KURAN’A İKİ SURE EKLEDİ Mİ EKLEMEDİ Mİ? 
alevilere göre kuran’da velayet ve nureyn sureleri vardı ancak sunniler bu iki sureyi kuran’dan çıkardılar. eğer aleviler haklıysa sunniler kafirdir ve kuran tahrif edilmiştir. eğer sunniler haklıysa aleviler kafirdir ve kuran tahrif edilmiştir. iki gruptan biri kuran’ı tahrif etmektedir.  


BESMELE AYET Mİ DEĞİL Mİ? 
ebu hanife’ye göre besmeleler ayet değildir. imam şafi’ye göre besmeleler ayettir. eğer ebu hanife haklıysa imam şafi kuran’a ayet ekliyor. kuran’a ayet ekleyen kafirdir. eğer imam şafi haklıysa ebu hanife kuran’dan ayet çıkarıyor. kuran’dan ayet çıkaran kafirdir. iki gruptan biri kuran’ı tahrif etmektedir.  


KURBANLIK ÇOCUK İSMAİL Mİ İSHAK MI? 
rabbi reuven firestone yaptığı araştırmaya göre 131
rivayette kurban edilen çocuk ishak’tır, 133 rivayette
ismail’dir. eğer çocuk ismail ise ishak diyenler kuran’ı tahrif ediyor. eğer çocuk ishak ise ismail diyenler kuran'ı tahrif ediyor. iki gruptan biri kuran’ı tahrif etmektedir.  


KURAN TARİHSEL Mİ EVRENSEL Mİ? 
müslümanların bir kısmı kuran’daki hükümlerin tarihsel olduğunu iddia ederken bir kısmı ise bütün hükümlerin evrensel olduğunu iddia etmektedirler. iki gruptan biri kuran’ı tahrif etmektedir. KAFFETEN NE DEMEK? TÜM İNSANLIK MI YOKSA ENGELLEMEK Mİ? 
sebe 34:28.ayette geçen kaffeten kelimesinin tüm insanlık veya küfürden men etmek anlamına geldiği hakkında ihtilaf edilmiştir.


ALLAH’IN KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK OLUR MU OLMAZ MI? 
fatır 35:43 olmaz
fetih 48:23 olmaz
bakara 2:106 olur


ALLAH’IN NEFSİ ÖLÜMÜ TADACAK MI TATMAYACAK MI? 
maide 5:116 allah’ın nefsi vardır
enam 6:12 allah’ın nefsi vardır
enam 6:54 allah’ın nefsi vardır
taha 20:41 allah’ın nefsi vardır
ankebut 28:57 her nefis ölümü tadacaktır
ali imran 3:185 her nefis ölümü tadacaktır


ALLAH’TAN BAŞKA YARATICI VAR MI YOK MU? 
fatır 35:3 allah’tan başka yaratıcı yoktur
müminun 23:14 allah yaratıcıların en güzelidir


RÜZGAR HER ŞEYİ YOK ETTİ Mİ ETMEDİ Mİ? 
ahkaf 46:25 rabbinin emriyle her şeyi yok eden bir rüzgar.


ANAL İLİŞKİ CAİZ Mİ DEĞİL Mİ?
kadınlar sizin tarlanızdır, tarlanıza dilediğiniz yerden girin. (bakara 223) ayeti hakkında ihtilaf edilmiştir. caiz gören ehli sünnet alimler: 

muhammed bin kab el kurazi
ibni ömer
ibni ebi müleyke
malik bin enes
ibni şaban
abdullah bin kasım


GÖZLER ALLAH’I GÖREBİLİR Mİ GÖREMEZ Mİ?
enam 6:103 gözler allah’ı göremez
araf 7:143 beni asla göremezsin
kıyame 75:23 rablerine bakarlar (bir yoruma göre) 
kıyame 75:23 rablerini beklerler (diğer yoruma göre) 

müslümanların bir kısmı allah görülecek derken diğer bir kısmı allah’ı görmek mecazdır der. kıyame 23.ayetteki nazara kelimesinin anlamı hakkında ihtilaf edilmiştir. iki gruptan biri kuran’ı tahrif etmektedir.  


SERİYYA NE DEMEK? NEHİR Mİ YOKSA ŞEREF Mİ?  
meryem 19:24.ayette geçen serv kelimesinin su akıntısı veya şeref olduğu hakkında ihtilaf edilmiştir. 


KEVAİB NE DEMEK? MEME Mİ YOKSA ÜZÜM MÜ? 
nebe 78:33.ayette geçen kevaibe etraba kelimesi meme veya kız anlamına gelmemesine rağmen ısrarla tomurcuklanmış memeler, yaşıt kızlar diye tercüme edilmiştir. kevaib, kab kelimesinden (topuk) türeyip dolgunlar anlamındadır. etraba ise düzenli, eşit anlamına gelmektedir. ayetin bağlamı (önceki ve sonraki ayetler) üzümler salkımlar bahçeler olmasına rağmen araya alakasız bir şekilde kadın memesi sokuşturulup ayet tahrif edilmiştir.


YATAKLARI AYIRIN NE DEMEK? TECAVÜZ ETMEK Mİ YOKSA BOŞANMAK MI? 
nisa 4:34.ayetinde geçen yatakları ayırmaktan kastın kadını yatağa bağlayıp onunla zorla ilişkiye girmek olduğunu söyleyen kimseler vardır. (zemahşeri tefsiri) hammad ise yatağı ayırmaktan kastın boşanmak olduğunu söylemiştir. (suyuti tefsiri) kimisi ise yatağı ayırmaktan kastın cinsel ilişkiye girmemek olduğunu söylemiştir. her halükarda kuran’daki ifade birileri tarafından tahrif edilmiştir. 


DARABE NE DEMEK? DÖVMEK Mİ YOKSA VAZGEÇMEK Mİ? 
nisa 4:34.ayeti hakkında kimisi kadınları dövün diye anlamış kimisi ise bu ayetteki darabe’nin zuhruf 43:5.ayetteki vazgeçmek anlamında kullanıldığını söylemiştir. her halükarda kuran’daki ifade birileri tarafından tahrif edilmiştir. 


NESİH MENSUH FACİASI
kuran’daki ayetlerin hükmünün iptal edilmesi anlamına gelen nesih mensuh anlayışına göre bazı ayetler diğer ayetleri iptal etmiştir. kaç tane ayetin hükmünün iptal olduğu ve hangi ayetin hangi ayeti iptal ettiği alimler arasında ihtilaflıdır. islam alimlerinden sadece ebu muslim isfehani neshi inkar etmiştir. 

bu anlayışa göre tevbe 9:5 müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün ayeti kuran’daki “sizinle savaşmayan kafirlerle iyi geçinin” ayetlerinin tamamını neshetmiştir. “dinde zorlama yoktur.” ayeti neshedilmiştir. tevbe 5’in neshedildiğini söyleyen alimler de vardır. 


1000 YIL MI YOKSA 1000 AY MI? 
meal yazarlarından erhan aktaş, ankebut 29:14 ayeti hakkında şöyle demiştir: 

KURAN DA TIPKI TEVRAT VE İNCİL GİBİ MANEN TAHRİF EDİLMİŞTİR. TAHRİF, AYET EKLEYİP ÇIKARMAK DEĞİLDİR. 


habil ademoğlu 27/01/2026